AK Parti Sözcüsü Çelik: Savaş Lobisi Ateşkesin Önündeki Engel
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, ABD-İsrail ve İran arasında devam eden çatışmalara dair dikkat çekici açıklamalar yaptı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, katıldığı televizyon programında ABD, İsrail ve İran arasında bir aydan fazla süredir devam eden çatışmayla ilgili önemli açıklamalarda bulundu.
İlginizi Çekebilir
İran basını duyurdu! Tahran, ABD'nin aracı ülkelerle ilettiği geçici ateşkesi reddetti
Tahran eli boş dönmedi! ABD'nin İran'daki pilotu kurtarma operasyonun maliyeti belli oldu
Çelik'in açıklamalarından bazı dikkat çekici başlıklar şunlardı:
Bir tarafta, İsrail'in başını çektiği ve Amerika'da da destek bulan bir savaş lobisi var. Bu lobi, sürecin devam etmesi gerektiğini ve hedefin rejim değişikliği olduğunu savunuyor. Diğer tarafta ise, bu duruma girilmemesi veya en azından bir yerde durulması gerektiğini düşünen bir başka lobi bulunuyor; iki grup kendi arasında bir mücadele yürütüyor.
Bir yandan 'bir gecede yok etmekten' söz ediliyor, diğer yandan yoğun bir belge trafiği yaşanıyor. Ancak bu trafik, savaş başlamadan önce olsaydı anlamlı olabilirdi.
İran, devlet başkanının öldürülmesi, bombalanması ve ciddi bir saldırıya uğramasıyla kabul edilemez bir durumla karşı karşıya kaldı. İran'ın talebi geçici bir ateşkes değil, kalıcı bir barış yönünde. Ayrıca, bu süreç kademeli değil, iki tarafın eşzamanlı olarak aynı noktaya gelmesiyle çözüme ulaşmalı. İran, uğradığı zararın nasıl tazmin edileceğini sorguluyor.
MÜZAKERE MASASINDA İHANET
İran, iki kez müzakere masasında saldırıya uğradı. Şimdi onların sorduğu soru şu: Eğer ateşkes geçici olursa, ardından daha büyük bir saldırı olmayacağının garantisi nedir? Bu soruya yanıt verilmesi gerekiyor. Uluslararası hukuka aykırı bir durum var, Birleşmiş Milletler kararı yok ve Umman aracılığıyla müzakereler sürerken bir ülkeye 'rejimi değiştireceğim' diyerek saldırıyorsunuz.
Bu durum artık bölgesel bir mesele haline geldi. Amerika ve İsrail'in hukuksuz saldırılarının ardından İran'ın tepkileri de bölge ülkelerine yönelik saldırılara dönüştü. Çıkış yolu bölgesel bir güvenlik mimarisinin masaya getirilmesinden geçiyor. Bu artık kaçınılmaz bir gereklilik.
GÜNEY AFRİKA'DAKİ G20 ZİRVESİ
İyi bir noktaya bağlanmış olan nükleer süreci, Başkan Trump'ın ilk döneminde ortadan kaldırdığı belirtiliyor. Arkasında, İsrail'deki savaş lobisinin bu durumu fiziksel bir saldırıya dönüştürme çabası vardı. İran'ın devrimden 25 yıl sonra yaptığı ilk uluslararası anlaşmaydı. İsrail ayağa kalksa da İran, elindeki zenginleştirilmiş uranyumu üçüncü bir ülkeye devretmeye razı olmuştu. Cumhurbaşkanımız ile Lula sohbet ederken, savaşın ayak sesleri duyuluyordu. Sayın Lula, 'Burada ne yapabiliriz?' diye sorduğunda aklıma o eski toplantı geldi. Aslında o gün bu iş halledilmişti. Trump tarafından bozulmasaydı, nükleer silah ile nükleer enerji kısmı birbirinden ayrılmış ve İran denetime açılmıştı.
ERDOĞAN'IN İRAN DOSYASINA HAKİMİYETİ
Eğer Umman yerine Türkiye arabuluculuk yapsaydı, taraflar masadan bu kadar kolay kalkamazdı. Cumhurbaşkanımızın İran dosyasına hakimiyeti, şu anda dünyadaki hiçbir devlet başkanında yok. Demokratik seçimlerle iş başına gelmiş liderler içinde en tecrübelisi Cumhurbaşkanımızdır.
Diplomasi rakibinizle, düşmanınızla yapılır. Masaya oturmuş birinin tepesine bomba yağdırmak, onun devlet başkanını öldürmek; İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin artık kalktığı anlamına gelir. Artık kimse bu düzenin varlığından bahsedemez.
KÜRESEL SİSTEMİN DİKİŞLERİ PATLADI
Hani biz diyorduk ya, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzen sarsılıyor, bu düzen kalkmıştır artık. NATO'nun kurulduğu dönemden bu tarafa baktığımızda en temel göstergelerden bir tanesi Japonya ve Almanya'nın silahsızlanmasıydı ancak bugün bu dikişlerin patladığını görüyoruz.
ŞİMDİ CANAVARLAR ZAMANI
Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğamıyor, şimdi canavarlar zamanı... Bugün hiçbir kural yok; bir devlet başkanını öldürüyorsun, bir devlet başkanını kaçırıyorsun. Barışın teminatı kurala dayalı düzendir ancak şu an kimse kurala dayalı bir düzen var diyemez.
MAĞDUR İRAN, SALDIRGAN ABD-İSRAİL
Burada mağdur olan taraf İran'dır. Saldırgan olan taraf Amerika-İsrail tarafıdır. Bu bir ilke meselesidir ve biz bunu söylemekten geri adım atmayız.
TAM DA İSRAİL'İN İSTEDİĞİ ORTAMI YARATIR
Siyasi mezhepçilik bölgemiz için bir felakettir. Biz mazlumun mezhebine bakmıyoruz, siyasi mezhepçiliği kategorik olarak reddediyoruz. İran'ın kendisine saldıranlara cevap vermesine, meşru müdafaa hakkına kimse bir şey diyemez. Ancak komşu ülkelere füze gönderilmesi tabloyu değiştiriyor. Bizim en korktuğumuz senaryo budur; saldırganlığın tarafında olmayan kardeş ülkeler arasında çatışmanın derinleşmesi tam da İsrail'in istediği ortamı yaratacaktır.
Netanyahu 7 Ekim'den sonra 'Orta Doğu haritası değişecektir' dedi. Kafasındaki Siyonist planı hayata geçirmek için zemin bulduğunu düşündü. 'Davut Koridoru'nu kuracağız' diyerek Goyim ve Amalek gibi dini kavramları kullanıyor. 'Hz. İsa'nın Cengiz Han karşısında hiçbir şansı yoktur' diyerek büyük bir hadsizliğe imza atıyor ve bu zihniyet küresel düzeyde gıdadan enerjiye büyük bir kriz oluşturuyor.
Liberal demokrasi, serbest piyasa ekonomisi, hukuk devleti... Bütün bu kavramlar hakkında en çok yayın yapmış ülkelerin sustuğu bir noktadayız. Batı'nın siyasi literatürü bu vahşet karşısında çökmüştür.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!