Dijital Dünyadaki LGBT Propagandası ve Gençlik: Uzmanlar Büyük Tehlikeye Karşı Uyarıyor
Dijital platformlar ve sosyal medyadaki LGBT propagandası çocukların cinsel kimlik gelişimini tehdit ediyor. Alanında uzman isimler aileleri uyardı.
Dijitalleşen dünya ile birlikte çocukların ve gençlerin maruz kaldığı içerik çeşitliliği artarken, bu durumun cinsel kimlik ve ergenlik dönemi gelişimleri üzerindeki etkileri kamuoyunda geniş yankı buluyor. Farklı disiplinlerden çok sayıda uzman, sosyal medya ve dijital mecralarda sistematik olarak yürütülen küresel propagandanın genç kuşaklar üzerindeki psikolojik ve sosyolojik tahribatına dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu.
Dijital Platformlar ve Kültürel Dayatmalar: "Bilimsel Temeli Yok"
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, LGBT savunucularının eşcinselliğin genetik temellere dayandığı yönündeki iddialarının bilimsel olarak geçerliliğini yitirdiğini vurguladı. Bu alanda belirleyici tek bir genin dahi ortaya konulamadığını belirten Tarhan, "Şu anda LGBT akımının bilimsel bir temeli kalmamıştır; bu tamamen kültürel bir akımdır. Geçmişte epigenetik mekanizmaları aile şekillendirirken, günümüzde bu rolü sosyal medya ve dijital platformlar üstlenmektedir. Eğer bu konuda toplumsal bir farkındalık geliştirilmezse, özgürlük adı altında sunulan bu içerikler nedeniyle çocuklar hoşlarına giden her şeyi doğru kabul etme yanılgısına düşecektir" değerlendirmesinde bulundu.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Bilişim Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şevki Işıklı da erken yaşta yoğun içerik bombardımanına maruz kalan çocukların, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir kimlik krizi yaşadıklarını ifade etti. Özellikle Batı ve Amerika merkezli dijital platformlarda LGBT temalı içeriklerin bilinçli olarak öne çıkarıldığını kaydeden Işıklı, "Netflix ile başlayan bu süreç, bugün Hollywood filmlerinden sinema sektörünün geneline yayılmış durumda. Her yapımda mutlaka bu yönde bir mesaj veya sponsorluk desteğiyle karşılaşıyoruz" diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekti.
Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ise son yıllarda özellikle Batı dünyasından yayılan dijital yapımlar, diziler ve dijital oyunlar aracılığıyla bu akımların normalleştirilmeye çalışıldığını belirterek, geleceğimizin teminatı olan aile yapısının mutlaka korunması gerektiğinin altını çizdi.
Sosyal Bulaşma Tehlikesi ve Ekran Bağımlılığı
İstanbul Medeniyet Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Akın, LGBT lobilerinin çizgi filmlerden oyunlara, sosyal medyadan sinemaya kadar her türlü kitle iletişim aracını aktif bir propaganda aracı olarak kullandığını belirtti. Bu durumu "sosyal bulaşma" ve "akran bulaşması" olarak nitelendiren Akın, "Tehlikeli boyutlara ulaşan bu artışlar küresel bir kitleyi hedef alıyor. Sosyal bulaşma yoluyla cinsel kimlik karmaşası yaşayan çocuklarla birebir ilgilenerek onları ağlarına çekiyorlar. Ergenlik dönemindeki her genç bu karmaşadan geçebilir ancak bu manipülasyonlar süreci çıkmaza sokuyor" dedi.
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Hukuk Fakültesi Genel Kamu Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emir Kaya da ev içindeki kontrolsüz ekran kullanımına yönelik ciddi uyarılarda bulundu. LGBT propagandasını sürekli mutasyona uğrayan ve yeni kamuflajlarla çocukların zihnine sızan bir virüse benzeten Kaya, "Çocuklarımızı tek başına denize bırakmadığımız gibi, kontrolsüz bir şekilde ekran karşısında da yalnız bırakmamalıyız" diyerek ailelerin dijital denetim rollerine vurgu yaptı.
İstanbul Aile Vakfı Başkanı Üner Karabıyık ise dijital mecralardaki neredeyse tüm yapımlarda örtük veya açık bir şekilde bu propagandanın yer aldığını belirterek, "Bu durum zamanla cinsel kimlik karmaşası olarak karşımıza çıkıyor. Gençler; dijital içerikler, gıdalardaki cinsiyet bükücü kimyasallar ve akran baskısının oluşturduğu ortak bir girdabın içine sürükleniyor" açıklamasında bulundu.
Güvenli Liman Olarak Aile ve Biyolojik Gerçekliğin Korunması
Nörobilim ve sosyal bilim uzmanı Dr. Şöhret Karaduman, bu konudaki kavramsal çatışmaların ebeveyn ile çocuk arasındaki güvenli iletişimi zedelediğini ifade etti. Ergenlik döneminin hormonal dalgalanmalar ve kimlik arayışlarıyla hassas bir süreç olduğuna değinen Karaduman, "Aileler bu dönemde sakinliğini koruyan, çocuğu damgalamayan ve yargılamadan dinleyen sabit bir liman olmalıdır. Aşırı baskıcı ve yasakçı tutumlar kadar, 'özgürlük' adı altında çocuğu tamamen rehbersiz bırakmak da büyük bir hatadır" şeklinde konuştu.
Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Dağ ise insan bedeninin biyolojik gerçekliğinden koparılarak adeta keyfi bir ham madde gibi manipüle edilmek istendiğini söyledi. Karşı karşıya kalınan bu durumun tekno-kültürel bir dayatma olduğunu belirten Dağ, insanlığı cinsiyetsizleştirme projelerine karşı toplumsal bir bilinçlenme seferberliği başlatılması gerektiğini ifade etti.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!