Ege ve Doğu Akdeniz'de Yeni Gerilim: Yunanistan’ın Enerji Hamlesine Ankara’dan Sert Tepki
Yunanistan'ın Ege Denizi'ni hedef alan tek taraflı enerji planına Türkiye'den tepki gecikmedi. Uzmanlar Atina'nın adımlarını hukuken geçersiz buluyor.
Yunanistan, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’in dengelerini tek taraflı kararlarla değiştirme girişimlerini sürdürüyor. Atina yönetiminin son hamlesi, Yunanistan Çevre ve Enerji Bakanlığı tarafından 19 Ağustos tarihinde ilan edilen "Yenilenebilir Enerji Kaynakları Özel Mekansal Çerçevesi" oldu. Ege Denizi'nin neredeyse tamamını rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji yatırımlarına açmayı hedefleyen bu plana, Ankara çok hızlı ve net bir diplomatik yanıt verdi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçelli, uluslararası deniz hukukunun Ege ve Akdeniz gibi yarı kapalı denizlerde kıyıdaş ülkeler arasında iş birliğini şart koştuğunu hatırlattı. Türkiye'nin her zaman yapıcı bir diyalogdan yana olduğunu belirten Keçelli, bu tür tek taraflı girişimlerin Türkiye’nin Ege’deki hukuki duruşunu ve haklarını hiçbir şekilde etkilemeyeceğini vurguladı. Keçelli ayrıca, 7 Aralık 2023 tarihinde imzalanan Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk Hakkında Atina Bildirgesi’ne sadık kalınarak sorunların hakkaniyet temelinde çözülmesi gerektiği yönündeki kararlılığı yineledi.
Ege’de Egemenliği Devredilmemiş Alanlar Hedefte: "Hukuken Yok Hükmünde"
Yunanistan’ın deniz parkları ve turizm projelerinin ardından devreye soktuğu enerji planlamasını değerlendiren Ankara Üniversitesi Deniz Hukuku ve Deniz Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi (DEHUKAM) Müdürü Dr. Mustafa Başkara, Atina’nın stratejisini sert bir dille eleştirdi. Başkara, Yunanistan'ın hazırladığı çerçeve belgesinde, Ege Denizi’nde egemenliği henüz devredilmemiş olan gri bölgeleri ve adacıkları da kapsama dahil etmeye çalıştığına dikkat çekti.
Yunanistan’ın bu bölgeler üzerinde herhangi bir egemenlik hakkı veya tasarruf yetkisi bulunmadığını belirten Başkara, "Bu çabalar hukuken tamamen yok hükmündedir. Ege'nin ortay hattının ötesinde, yani kendi karasularının sınırlarını aşan hiçbir alanda Atina'nın tek taraflı bir faaliyet yürütmesi mümkün değildir. Yunanistan her zamanki gibi emrivakilerle sonuç almaya çalışıyor. Türkiye diplomatik olarak gerekli uyarıları yapmıştır; sahada fiili bir durum yaratılmaya çalışılması halinde ise ilgili kurumlarımız anında karşılık verecektir" dedi.
"Atina’nın Adımlarını Kıbrıs ve Elektrik Projeleriyle Birlikte Okumak Gerek"
Akademisyen Prof. Dr. Enis Tulça ise konunun sadece Ege ile sınırlı olmadığını, daha geniş bir jeopolitik resme bakılması gerektiğini savundu. Tulça, bu hamlenin Kıbrıs Rum Yönetimi’nin sözde münhasır ekonomik bölgelerindeki sondaj faaliyetleri ve Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ı birbirine bağlamayı amaçlayan deniz altı elektrik kablosu projeleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti.
Yunanistan'ın tüm Ege Denizi üzerinde mutlak bir egemenlik kurma rüyası gördüğünü ifade eden Tulça, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu tür tek taraflı deklarasyonlar deniz sınırlarını değiştirmez. Geçtiğimiz yıl iki ülke koordineli şekilde alan ilanı yapmıştı ancak Yunanistan bu kez Türkiye’nin adımlarına misilleme yapma gayesiyle hareket ediyor. Bizim bu hukuksuzluğu uluslararası alanda daha agresif şekilde çürütmemiz gerekiyor. Türkiye, Meis Adası ve çevresindeki deniz yetki alanları uyuşmazlığı konusunda Uluslararası Adalet Divanı’nı zorlamalıdır."
Yunanistan’ın kendisini bir "takımada devleti" gibi göstermeye çalıştığını ancak uluslararası hukukta hem ana kara devleti hem de takımada devleti olunamayacağını vurgulayan Tulça, "Yunanistan coğrafi olarak yüzde 83 oranında bir kara devletidir, adalar ise ülkenin sadece yüzde 17'sini oluşturur. Adaların ana karanın deniz yetki alanlarını tamamen kesmesi yönündeki maksimalist taleplerin uluslararası yargıda karşılığı yoktur. Bunun en somut örneği Kanada ve Fransa arasındaki St. Pierre ve Miquelon davasıdır. Türkiye’nin resmi yanıtı, Atina’yı bu tezler üzerinden Divan’a gitmeye zorlamak olmalıdır" diye ekledi.
Mavi Vatan’da Çevre Kartı: Deniz Parkları Sevilla Haritası’nı Boşa Çıkarıyor
Son dönemde iki ülke arasında yeni bir gerilim hattına dönüşen "deniz milli parkları" konusu da Atina’nın çevre ve enerji politikalarını jeopolitik birer araç olarak kullandığını gösteriyor. Dr. Mustafa Başkara, Türkiye’nin halihazırda 6 milli parkında deniz alanlarını koruma altına aldığını ve 21 farklı bölgeyi "Özel Çevre Koruma Bölgesi" ilan ettiğini hatırlatarak, Türkiye’nin deniz ekolojisini koruma konusundaki kararlılığının Mavi Vatan vizyonunun en güçlü sütunlarından biri olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Enis Tulça ise deniz parkı ilanlarının stratejik önemine vurgu yaparak, bu adımların Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetmeyi amaçlayan Sevilla Haritası planını yırtıp attığını ifade etti. Tulça, "Deniz parkı ilan etmek, en az 28 Kasım 2019 tarihinde imzalanan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Sınırlandırılması Mutabakatı kadar stratejik bir hamledir. Doğu Ege adalarının Yunan egemenliğinde olması, Anadolu’nun hem güneyden hem de batıdan denizlere erişiminin engellenmesi anlamına gelemez. Türkiye bu çevre ve egemenlik hamleleriyle Sevilla Haritası dayatmasının üzerine Demokles'in kılıcı gibi inmektedir" diyerek sözlerini tamamladı.
Kaynak: Milliyet
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!