Eşinin Başörtüsü Nedeniyle Ordudan İhraç Edilen Emekli Albayın Hikayesi
Eşinin başörtüsü nedeniyle ihraç edilen Emekli Albay İbrahim Keleş, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını anlattı.
İstanbul
Türkiye'nin yakın tarihindeki en tartışmalı dönemlerden biri olan 28 Şubat süreci, birçok kamu çalışanının kariyerinde ve aile hayatında derin yaralar açtı. Özellikle, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde (TSK) yürütülen uygulamalar, mesleki performansın yanı sıra kişisel yaşamın da mercek altına alındığı bir dönem haline geldi.
Son dakika haberleri cebinize gelsinBu dönemde, eşinin başörtüsü nedeniyle kıdemli yüzbaşı iken TSK'dan "er" rütbesiyle ihraç edilen emekli Albay İbrahim Keleş, Anadolu Ajansı'na verdiği röportajda o zamanki zorlukları anlattı.
Keleş, sürecin 1997'den daha önce başladığını, 1993'te tüm personelin eş ve 12 yaş üstü çocuklarına ait fotoğrafların tayin formlarında istendiğini belirtti. Eşi başörtülü arkadaşlarının eşlerinin başı açık fotoğraflarını verdiğini, ancak kendisinin vermediğini aktardı.

Bu olayın ardından, 1994 yılında öğretmen olmasına rağmen Gaziantep'e sürgün edildiğini söyleyen Keleş, burada kurmay başkanının "Buraya neden geldiğini biliyorsun değil mi? Öğretmen sınıfının burada ne işi var? Eşiniz başörtüsünü açsın" dediğini belirtti.
Keleş, bu duruma "İnsanın onuru ve itibarı maaşla ölçülemez. Eğer bu kadar rahatsızsanız ihraç edin" şeklinde yanıt verdiğini ve sonraki 5 yıl boyunca her Yüksek Askeri Şura (YAŞ) döneminde ihraç edilme korkusuyla yaşadığını ifade etti.
Keleş, öğretmen eşinin ders sırasında baskına uğrayıp öğrencileri önünde küçük düşürüldüğünü, bunun üzerine "Bu böyle devam edemez" dediği anları hatırlattı.
"Şehit Ailesine Dahi Kapılar Kapatıldı"
Kendisinin disiplin ve çalışkanlıkla takdir edilmesine rağmen eşinin kıyafeti nedeniyle şüphe uyandırdığına dair bir belge aldığını belirten Keleş, belgenin lojmandan çıkarılmasıyla ilgili detayları içerdiğini söyledi.
Eşinin okuluna girişine izin verilmediğini, oğullarının bakıcısının bile içeri alınmadığını, dahası bir şehit çavuşun eşinin nizamiyeden geçemediğini dile getirdi.
Belgede, eşinin giyim tarzının laik, demokratik ve çağdaş imaja zarar verdiği şeklinde ifadeler yer aldığını, eşini ikna etmesi gerektiği aksi takdirde barındırılmayacağının kendisine bildirildiğini anlattı.
Belgenin tebliğinden 4 ay sonra ordudan ihraç edildiğini belirten Keleş, o dönemi "Yüzbaşılığımın 5. yılındaydım, binbaşı olmak üzereydim. Fakat piyade er olarak ordudan atıldım. Tüm unvanlarım ve haklarım elimden alındı, ailemle birlikte kapının önüne konulduk" sözleriyle aktardı.
"Gazetecilikle Hayata Tutundum"
Keleş, ihraç edilmeden kısa süre önce aldığı bir takdir belgesinin ironik bir şekilde ihraç belgesiyle eş zamanlı geldiğini belirtti. "Bir yanda takdir belgesi, diğer yanda er olarak ihraç edilme, bu durumu aklım almadı" dedi.
Gaziantep'ten İstanbul'a taşındıklarında 17 Ağustos 1999 depremine hazırlıksız yakalandıklarını ve uzun süre iş bulamadığını ifade etti.
İşe girer girmez "Sizinle çalışamayacağız" telefonları aldığını belirten Keleş, bunun bilinçli bir imha politikası olduğunu düşündüğünü söyledi. Sonunda bir iş bulduğunu ve 2011'e kadar gazetecilik yaptığını belirtti.
Keleş, devletini yabancı mahkemelere şikayet etmemek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmadığını, 2011'de Başbakan Erdoğan'ın çıkardığı bir yasa sayesinde orduya geri döndüğünü anlattı.
2018'de 28 Şubat davasının sonuçlandığını ve rütbelerin iadesine ilişkin sembolik bir değişiklik yaşandığını belirten Keleş, "Beni er rütbesine indirenler, mahkeme kararıyla orgenerallikten er seviyesine indirildi. Ben ise albay olarak geri döndüm. İlahi adalet gerçekleşti" dedi.
Abonelik için lütfen bizimle iletişime geçin.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!