İsrail'in İdam Yasasına Yönelik Uluslararası Eleştiriler ve Eşitlik Sorunları
İsrail'in Filistinli esirlere yönelik idam yasası, eşitlik ihlali ve ayrımcılık eleştirileriyle karşı karşıya.
Hukukçular Derneği Genel Başkanı Mehmet Melih Gülseren, İsrail'in Filistinli tutuklulara yönelik çıkardığı idam yasasının, fiilen yalnızca Filistinlileri hedef aldığını ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirtti. Gülseren, İsrail Meclisi'nde kabul edilen bu yasanın, farklı gruplar için ayrı yargılama süreçleri ve ceza rejimleri öngördüğünü vurgulayarak, bu durumun hukukun temel prensipleriyle çeliştiğini ifade etti.
İsrail'in 2025 yılı sonu itibariyle terör suçları kapsamında ölüm cezasını getiren yasanın, özellikle Filistinlilere yönelik olduğu yönündeki eleştirilerin altını çizen Gülseren, 2026 yılı başında yasanın hızla kabul edilmesine rağmen uluslararası tepkilerin dikkate alınmadığını belirterek, 30 Mart 2026'da 62'ye karşı 48 oyla yasalaştığını hatırlattı.
Henüz bu yasa kapsamında bir infaz gerçekleştirilmediğini belirten Gülseren, yasanın yürürlüğe girmesinin İsrail Yüksek Mahkemesi'nde yargısal denetim sürecine tabi tutulmasıyla ertelendiğini açıkladı. Bu denetim süreci nedeniyle yasanın geriye dönük uygulanmayacağını ve mevcut tutuklulara otomatik olarak uygulanmayacağını belirtti.
Gülseren, yasanın hangi suçları kapsadığını değerlendirirken, özellikle İsrail Devleti'ne zarar verme amacı taşıyan ve İsrailli bir kişinin ölümüne sebep olan eylemler için ölüm cezasının öngörüldüğünü ifade etti. Ancak bu cezanın uygulanışının, İsrail'deki sivil mahkemeler ve Batı Şeria'daki askeri mahkemeler arasında farklılık gösterdiğine dikkat çekti.
Sivil mahkemelerin ölüm cezası ile müebbet hapis arasında tercih yapma yetkisine sahip olduğunu ancak askeri mahkemelerin çok daha katı olduğunu söyleyen Gülseren, bu durumun eşitlik ve ayrımcılık yasağı açısından sorunlar doğurduğunu belirtti.
Yasanın, Filistinlilere uygulanacağı ve Yahudilere uygulanmayacağı yönündeki uluslararası görüşün güçlü olduğunu vurgulayan Gülseren, askeri mahkemelerde mahkumiyet oranının yüzde 96 olduğunu ve Filistinlilere karşı işlenen suçların soruşturmalarının genellikle sonuçsuz kaldığını dile getirdi.
Askeri mahkemelerin ölüm cezası uygulama yetkisinin, adil yargılanma hakkı açısından ciddi kaygılar uyandırdığını ifade eden Gülseren, yeni düzenlemeyle birlikte oybirliği şartının kaldırıldığını ve basit çoğunluğun yeterli hale geldiğini aktardı. Ayrıca, gizli infazların önünün açıldığı ve infazın 90 gün gibi kısa bir süre içinde gerçekleşebileceğini belirtti.
İsrail iç hukukunda yasanın itiraz yollarının bulunduğunu belirten Gülseren, İsrail Yüksek Mahkemesi'nde yürütülen yargısal denetim sürecine ilişkin bilgi verdi. Başvurularda, yasanın yaşam hakkını ihlal ettiğinin ve ayrımcı nitelik taşıdığının ileri sürüldüğünü ifade etti.
Filistin toprakları üzerindeki İsrail Parlamentosu'nun yetkisinin tartışmalı olduğuna dikkat çeken Gülseren, Yüksek Mahkeme'nin hükümetten savunma talep ettiğini belirtti. Düzenlemenin nihai hukuki durumunun mahkeme kararına bağlı olduğunu söyledi.
Hukukçular Derneği olarak süreci yakından izlediklerini belirten Gülseren, ayrımcı idam yasasına karşı hukuki girişimlerin başlatıldığını ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Özel Prosedürleri kapsamında başvurular yapıldığını ifade etti.
Gelecek süreçte ulusal ve uluslararası düzeyde farkındalık çalışmalarının sürdürüleceğini belirten Gülseren, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere ilgili insan hakları mekanizmalarına yeni başvurular yapılarak düzenlemenin ihlallerinin incelenmesinin talep edileceğini söyledi.
Sivil toplum kuruluşlarının bu tür ihlallere karşı farkındalık oluşturmasının önemine değinen Gülseren, uluslararası insan hakları mekanizmalarına yapılan başvurulara destek verilmesinin önemini vurguladı.
Uluslararası hukukta ölüm cezasının ancak en ağır suçlar için uygulanabileceğini belirten Gülseren, söz konusu düzenlemenin bu sınırları aştığını ifade etti: "Birleşmiş Milletler, zorunlu ölüm cezalarının keyfi olduğunu ve uluslararası hukukla bağdaşmadığını göstermektedir."
Düzenlemenin ayrımcılık yasağı ile çatıştığını söyleyen Gülseren, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin eşitlik ve ayrımcılık yasağına dair maddelerine atıfta bulunarak, yasanın yalnızca Filistinlileri hedef almasının eşitlik ilkesine açıkça aykırı olduğunu dile getirdi.
1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi'ne göre işgalci devletlerin cezai yetkilerinin sınırlı olduğunu vurgulayan Gülseren, ölüm cezasının genişletilmesinin işgal hukukuyla çeliştiğini ifade etti. Ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı'nın İsrail'in işgal altındaki topraklarda farklı hukuki rejimler uygulamasını uluslararası hukuka aykırı bulduğunu belirtti.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!