Küresel Jeopolitik Gerilimler ve Rekabetler Yeni Dünya Düzenini Tartışmaya Açıyor
Jeopolitik gerilimler ve uluslararası rekabet, yeni bir dünya düzeni tartışmalarını alevlendiriyor.
Ankara
Batılı liderlerin "kurallara dayalı düzen" eleştirileri, mevcut sistemin sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretlerini artırıyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney, İsviçre'de Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda, dünyanın bir kopuş sürecine girdiğini ve son yıllardaki krizlerin aşırı küresel entegrasyonun risklerini açığa çıkardığını belirtti.
Carney, güçlü aktörlerin işlerine geldiğinde kurallardan muaf tutulduğunu, ticaret ve hukukun taraflara göre farklı uygulandığını ifade etti ve ülkelerin enerji, gıda, kritik mineraller ve tedarik zincirlerinde stratejik özerklik arayışında olduklarını belirtti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de Hristiyan Demokrat Birlik Partisinin Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, "Yeni bir dünya düzeni, büyük bir güç düzeni hızla şekilleniyor." diyerek benzer bir görüş dile getirdi.
Merz, kurallara dayalı uluslararası düzenin bilindiği haliyle artık mevcut olmadığını vurguladı.
Bu dönüşümde askeri ve ekonomik gücün yanı sıra teknolojik üstünlüğün de belirleyici hale geldiğine dikkat çeken Merz, yarı iletkenler ve yapay zekada geri kalanların yalnızca ekonomik değil, siyasi güç de kaybedeceğini söyledi.
"Bu teknolojilere hakim olanlar, uygulanacak kuralları da belirler." dedi.
Liderlerin bu açıklamaları, dünyanın gerçekten "yeni" bir düzene mi yöneldiği, yoksa mevcut sistemin sert bir yeniden yapılanma sürecinden mi geçtiği sorusunu gündeme getirdi.
Münih Güvenlik Konferansı raporu, değişen dünya düzenine odaklanıyor
Münih Güvenlik Konferansı'nın 2026 raporu, Batı toplumlarında reformdan ziyade mevcut düzeni hedef alan daha sert bir siyasetin yükseldiğini gösteriyor.
G7 ülkelerinde yapılan anketlere atıfta bulunulan raporda, mevcut politikaların gelecek nesilleri daha iyi bir noktaya taşıyacağına inananların oranının oldukça düşük olduğu belirtildi.
Raporda, "buldozer" ve "yıkım topu" benzetmeleriyle anılan yöntemlerin giderek daha fazla öne çıktığı ifade edildi.
Büyük güçler arasındaki rekabetin ticaret ve güvenlik alanlarında belirsizliği artırdığı, ilkelere dayalı işbirliği yerine güç siyasetinin öne çıktığı ve mevcut düzeni korumak isteyen aktörlerin yeni ortaklıklar arayışında olduğu vurgulandı.
Kalkınma işbirliği ve insani yardımlar alanında da benzer bir kırılganlık yaşandığı ifade edilen raporda, mevcut düzene bağlı kalmak isteyen aktörlerin "yıkım siyasetinin" etkilerini sınırlamak için daha fazla işbirliği arayışına yöneldiği kaydedildi.
Çin'in "Küresel Yönetişim Girişimi" ile daha adil bir sistem önerisi
Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Enstitüleri Başkanı Fu Xiaoqiang, dünya yeni bir "çalkantı ve dönüşüm" dönemine girerken mevcut küresel yönetişim düzeninin bu sürecin yarattığı sorunlara yanıt vermekte zorlandığını savunuyor.
Sıklaşan jeopolitik çatışmalar, zayıf ekonomik büyüme ve hızlanan teknolojik dönüşüm, mevcut küresel düzenin yapısal zaaflarını görünür kılıyor.
Küresel Güney'in uluslararası kurumlarda yeterince temsil edilmediği, gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisi ve nüfus içindeki payı artmasına rağmen oy hakkı, kural koyma ve karar alma mekanizmalarında sistematik bir dengesizlik bulunduğu vurgulandı.
BM'nin otoritesinin aşındığı ve Güvenlik Konseyinin barış ve güvenlik krizlerinde etkisiz kaldığı belirtiliyor.
İklim değişikliği ve yapay zeka gibi yeni küresel gerçekliklere yönelik düzenleyici çerçevenin geride kaldığı, bazı gelişmiş ülkelerin güvenlik kavramını genişleterek bu alanları siyasi rekabet aracı haline getirdiği kaydedildi.
Çin, "Küresel Yönetişim Girişimi" ile daha adil ve daha kapsayıcı bir sistem önererek küresel yönetişimin temel amacının "insanlığın ortak refahını" sağlamak olması gerektiğini vurguluyor.
"Rusya'nın Avrasya-Pasifik dünyasında bir geleceği var" vurgusu
Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi yazarı Sergei Karaganov, Rusya'nın bir "medeniyet anı" yaşadığını belirterek ülkenin kendisini "medeniyet devleti" olarak tanımlaması gerektiğini savunuyor.
Rusya'nın geleceğinin Batı'ya yönelmekte değil, Avrasya-Pasifik dünyasında kendi yolunu çizmekte olduğunu vurguladı.
Batı demokrasilerinin kendi iç çelişkilerini giderek daha görünür yaşadığını belirten Karaganov, Rusya gibi geniş coğrafyaya yayılan, çok etnisiteli ve nükleer güce sahip bir ülke için Batı tipi demokrasinin uygulanabilir olmadığını ifade etti.
Bu bir otoriterlik çağrısı olmadığını vurgulayan Karaganov, Rusya'nın güçlü liderlik ile yerel katılımı birleştiren bir yönetim modeline ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Batı merkezli küresel düzenin ilham gücünü kaybettiğini, dünyanın yeniden ulusal egemenlik ve kültürel özgünlük eksenine yöneldiğini kaydetti.
Rusya'nın "çok kutuplu ve medeniyetlerin çeşitliliğine dayalı" bir dünya düzeninin savunucularından biri olmayı hedeflediğini ifade etti.
Uzmanlar, uluslararası sistemdeki değişimin "yeni" değil tarihi bir döngü olduğunu söylüyor
Columbia Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giulio M. Gallarotti, uluslararası sistemde "yeni bir durumdan" ziyade tarih boyunca tekrar eden bir güç döngüsü görüldüğünü belirtti.
Teknolojideki dönüşümün köklü olduğunu ancak devletler arası ilişkilerin hala hiyerarşik yapıda sürdüğünü vurguladı.
Gallarotti, dünyanın uzun vadede daha fazla bütünleşmeye gittiğini ve ekonomik karşılıklı bağımlılığın şiddetin rolünü sınırladığını ifade etti.
Son dönemde artan otoriterleşme ve rekabetin bu eğilime ara verdiğini ancak bunun kalıcı olmayacağını kaydetti.
Değişimin temel itici gücünün kısa vadeli iç siyaset dinamikleri olduğunu belirten Gallarotti, birçok ülkede siyasetin sağa kaymasının rekabeti ve gerilimi artırdığını ancak bu sürecin tersine dönebileceğini söyledi.
ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçlerin rolüne ilişkin değerlendirmesinde Gallarotti, güçlü devletlerin tarih boyunca olduğu gibi bugün de hem kendi bölgelerini hem de uluslararası sistemi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalıştıklarını vurguladı.
Gallarotti, küresel sistemdeki dönüşümün en büyük riskinin korumacı ve merkantilist politikaların ülkelerin çıkarına olduğu yönündeki inancın yayılması olduğunu belirtti.
Değişimin başlıca itici güçlerinden biri Çin'in yükselişi
Prof. Dr. Robert Y. Shapiro, özellikle ABD'nin Donald Trump döneminde Avrupa'da sınırlı bir liderlik rolü üstlenmesinin ve Avrupalı ülkelerin Washington olmadan ayakta durmaya hazırlanmalarının, liberal uluslararası düzenin geleceğini belirsizleştirdiğini ifade etti.
Shapiro, uluslararası sistemdeki mevcut değişimin başlıca itici güçlerinin, Trump yönetimi altındaki ABD'nin tutumu ile Çin'in askeri ve ekonomik bir güç olarak yükselişi olduğunu dile getirdi.
Rusya-Ukrayna savaşının da bu dönüşüm sürecini hızlandıran temel faktörlerden olduğunu ifade eden Shapiro, bu gelişmelerin küresel dengeleri daha kırılgan hale getirdiğini söyledi.
Büyük güçlerin rolüne ilişkin değerlendirmesinde ABD, Çin ve Rusya'nın kendilerini öncelikle bölgesel güçler olarak gördüklerini belirtti.
Shapiro, ABD ile Çin'in küresel ölçekte nüfuz mücadelesi veren iki ana aktör konumunda bulunduğunu kaydetti.
Bu dönüşümün en büyük risklerinin mevcut ve potansiyel yeni savaşlar ile nükleer silahların yayılmasının yeniden gündeme gelmesi olduğunu vurguladı.
ABD'nin geri çekilmesiyle Avrupa'nın kendi askeri kapasitesini güçlendirmek zorunda kalmasının bir fırsat olarak görülebileceğini ifade eden Shapiro, ancak bu sürecin Avrupa'nın "nükleer şemsiyesini" oluşturma arayışına yönelmesi gibi "yeni riskleri" de beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!