Rusya'dan İsrail'e Tarihi Uyarı: "Kendi Sonunu Hazırlıyor" - Çeçen Komutandan Sert Açıklamalar
Rus Korgeneral Apti Alaudinov, İsrail'in NATO ve ABD'yi savaşa çekme planlarının ters tepeceğini ve Tel Aviv'in kendi devlet varlığını tehlikeye attığını söyledi.
Ortadoğu'da son üç yıldır komşu coğrafyalar başta olmak üzere bölge genelinde gerilimi tırmandıran ve askeri operasyonlarıyla istikrarsızlık yaratan İsrail'in "kesintisiz savaş" doktrinine ilişkin Rusya cephesinden dikkat çekici bir analiz geldi.
Rusya Savunma Bakanlığı Ana Askeri-Siyasi Müdürlüğü Başkan Yardımcısı ve Ahmat özel kuvvetlerinin Çeçen komutanı Korgeneral Apti Alaudinov, Rus haber ajansı TASS'a verdiği demeçte, Tel Aviv yönetiminin mevcut yayılmacı ve saldırgan politikalarının uzun vadede kendi devlet varlığını sona erdireceğini ileri sürdü.
Alaudinov, İsrail'in temel stratejisinin, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO müttefiklerini Ortadoğu'da geniş ölçekli bir çatışmanın içine çekmek olduğunu iddia etti.

Rus Komutan Alaudinov: "İsrail Gücünü Aşırı Abartıyor"
Bölgedeki askeri hareketliliğin ve insani krizin daha da derinleşeceğini öngören Korgeneral Alaudinov, çatışmaların kaçınılmaz olarak tırmanacağını belirtti. Rus komutan, "Ortadoğu’daki savaşın yalnızca büyüyeceğini öngörmek zor değil. Kanaatimce İsrail’in asıl hedefi de tam olarak bu: Çatışma çemberini olabildiğince genişleterek hem ABD’yi hem de NATO blokunu bu savaşın doğrudan bir parçası haline getirmek" değerlendirmesinde bulundu.
Alaudinov, Tel Aviv'in askeri ve siyasi kapasitesini yanlış hesapladığını savunarak, "Günün sonunda İsrail kendi gücünü olduğundan çok daha fazla görecek ve bu hatalı değerlendirme sonucunda bir devlet olarak varlığını sürdüremez noktaya gelecektir" ifadelerini kullandı.
Rus generalin bu çıkışı, akıllara geçmişte NATO üyesi ülkelerin İsrail destekli bir ABD-İran çatışmasına dahil olmayı reddetmesini getirdi. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO müttefiklerine yönelik sert eleştirilerinin arkasında İsrail lobisinin baskısı olup olmadığı sorusu yeniden tartışmaya açıldı. Bilindiği üzere, Binyamin Netanyahu yönetiminin Washington'a sunduğu tartışmalı istihbarat raporlarıyla ABD'yi savaşa sürükleme çabaları, Trump'ın NATO ülkelerini pasif kalmakla suçlamasına ve ittifak içinde ciddi bir güven bunalımına yol açmıştı.
NATO Üyelerine Yönelik Provokasyonlar ve 20 Günlük Bilanço
Trump dönemindeki baskılara rağmen NATO'nun Ortadoğu'daki sıcak çatışmalara doğrudan taraf olmaktan kaçınması, İsrail'in ittifak üyesi ülkelere yönelik diplomatik ve siyasi provokasyonlarını artırmasına neden oldu. Son 20 günlük süreç incelendiğinde, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail kabinesinin; İspanya, İngiltere ve Türkiye gibi önemli NATO ortaklarını hedef alan asılsız iddialar ve gerilim üreten adımlar attığı görülüyor.
Netanyahu hükümeti, İspanya'nın Kuzey Afrika'daki toprağı Sebte üzerinden göçmen krizini tetikleyecek hamlelerde bulunarak Madrid ile Avrupa Birliği arasında Schengen tartışmalarına yol açtı. Benzer şekilde, Filistin halkına destek veren İngiltere'deki yeni İşçi Partisi hükümetini hedef alarak, Londra yönetimini "İngiltere İslam Cumhuriyeti'ne dönüşüyor" söylemiyle diplomatik bir krizin eşiğine getirdi.
Ankara'yı da hedef tahtasına koyan Tel Aviv yönetimi, seçim propagandalarında Türkiye karşıtı görseller kullanırken, son olarak Suriye'deki Ebu Zuhur Hava Üssü'ne gerçekleştirdiği hava saldırısını Türkiye'nin bölgedeki varlığıyla ilişkilendirmeye çalıştı. Ancak İsrail'in bu provokatif iddiaları bizzat ABD yönetimi tarafından yalanlandı. Analistler, İsrail'in Atina ile Ankara arasındaki fay hatlarını tetikleyerek NATO'nun güneydoğu kanadını zayıflatmayı hedefleyen bir jeopolitik ajanda yürüttüğünü belirtiyor.
İsrail Basınında Türkiye Endişesi: "İhtiyacımız Olan Son Şey Türk Ordusu"
Suriye sahasındaki hızlı değişimler, İsrail medyasında Türkiye ile doğrudan bir askeri karşı karşıya gelme riskini de gündeme taşıdı. Maariv gazetesine konuşan İsrailli güvenlik ve strateji uzmanları, Türkiye'nin bölgede hızla artan askeri ve siyasi nüfuzunun Tel Aviv için en büyük stratejik meydan okumalardan biri olduğunu kabul ediyor. Eski Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Meir Ben-Şabbat, Türkiye'nin bölgesel dinamikleri kendi lehine çevirerek lider aktör konumunu pekiştirdiğini ifade etti.
İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS) uzmanı Dani Citrinovich ise Ankara'nın askeri gücünün hafife alınmaması gerektiğinin altını çizerek, "Türkiye kesinlikle bir İran değildir" uyarısında bulundu. Citrinovich, Türkiye'nin köklü bir NATO üyesi olduğunu hatırlatarak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin İsrail'in son yıllarda mücadele ettiği asimetrik unsurlardan çok daha büyük, modern ve yüksek teknolojiye sahip bir askeri kapasiteyi temsil ettiğini vurguladı.
İsrailli eski komutan Eliezer Marom da Türkiye'nin NATO üyeliğinin caydırıcı bir kalkan vazifesi gördüğünü ve iki ülke arasında sıcak bir çatışma ihtimalinin düşük olduğunu savundu. Ancak Kanal 13'e demeç veren İsrail ordusundan üst düzey bir yetkilinin, "Mevcut konjonktürde ihtiyacımız olan en son şey, Türk ordusuyla karşı karşıya geleceğimiz açık bir savaştır" şeklindeki itirafı, Tel Aviv'in Ankara'nın askeri gücünden duyduğu derin endişeyi gözler önüne serdi.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!