Anketlerde Gerileyen Netanyahu’nun Çıkış Planı: Seçim Kampanyasında Türkiye Karşıtlığı Kartı
İsrail'de 27 Ekim seçimleri öncesi anketlerde büyük güç kaybeden Başbakan Binyamin Netanyahu, koltuğunu korumak için hedef tahtasına Türkiye'yi koydu.
İsrail siyasi tarihinin en tartışmalı figürlerinden biri olan ve görevdeyken yolsuzluktan yargılanan ilk başbakan sıfatıyla kayıtlara geçen Binyamin Netanyahu, parmaklıklar arkasına girmemek için yürüttüğü amansız mücadeleyi sürdürüyor. Gazze Şeridi'nde çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 73 binden fazla Filistinlinin yaşamını yitirdiği soykırımın baş mimarı olan Netanyahu, kendi ülkesinde bile "kişisel ikbalini ve koltuğunu korumak adına tüm bölgeyi ateşe atmakla" suçlanıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) 21 Kasım 2024 tarihinde Gazze'de işlenen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında hakkında tutuklama kararı çıkardığı Netanyahu, yalnızca Filistin topraklarında değil, çevre ülkelerde de saldırgan bir politika izledi.
Hakkındaki ağır yolsuzluk dosyalarından sıyrılmak ve iktidarını korumak isteyen Netanyahu liderliğindeki İsrail, Gazze'deki katliamların yanı sıra komşu ülkelere de savaş açtı. Bu süreçte Netanyahu; 2024 ve 2026 yıllarında Lübnan'a yönelik iki büyük askeri harekat başlattı. Benzer şekilde, bölgesel rakibi İran'a karşı da 2025 ve 2026 yıllarında olmak üzere iki kez doğrudan savaş ilan etti. Yemen'deki hedeflerin yanı sıra Hamas ile yürütülen ateşkes müzakerelerinde kritik bir arabuluculuk rolü üstlenen Katar da Netanyahu'nun hedef listesinde yer aldı. Suriye'de Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından, 2024 yılında Netanyahu başbakanlığındaki İsrail ordusu, bu ülkenin askeri altyapısına yönelik çok sayıda yıkıcı saldırı gerçekleştirerek Suriye'nin güneyindeki bazı stratejik bölgeleri işgal etti.
Koalisyon Erirken Anketlerde Büyük Çöküş
Savaşlar ve bölgesel gerilimlerle koltuğunu korumaya çalışan Netanyahu'nun bu stratejisi, Washington ile Tahran arasında varılan uzlaşmanın ardından sekteye uğradı. ABD'nin yoğun baskısı sonucunda istemeyerek de olsa İran'a yönelik saldırılarını sonlandırmak zorunda kalan Netanyahu, bu kararıyla kendi koalisyon ortakları ve muhalefet tarafından adeta yaylım ateşine tutuldu. Eski İsrail Başbakanı ve ana muhalefetteki "Gelecek Var" partisinin lideri Yair Lapid, ABD-İran mutabakatını sert bir dille eleştirerek Netanyahu’nun "savaşı kaybettiğini" ilan etti. Beyaz Saray'ın telkinleriyle Lübnan'daki askeri operasyonları da durdurmak zorunda kalan Netanyahu, iç siyasette "zayıf lider" konumuna düştü. Eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman, Lübnan ateşkesine atıfta bulunarak Netanyahu için "Başbakan değil bir kukla" ifadesini kullandı. Hükümetin aşırı sağcı ortağı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise Netanyahu'ya seslenerek, "Güçlü bir başbakanın gerektiğinde ABD Başkanı'na (Donald Trump) 'hayır' diyebilmesi gerektiğini" hatırlattı ve "Şimdi dostumuz Trump'a 'hayır' deme vaktidir" çağrısında bulundu.
Bu gelişmeler, yaklaşan seçimler öncesinde anketlere de doğrudan yansıdı. Şu an 120 sandalyeli İsrail Meclisinde (Knesset) 32 milletvekili ile birinci parti konumunda bulunan Likud, 27 Ekim'de yapılması planlanan erken seçimler için yapılan anketlerde büyük bir erime yaşıyor. Kamuoyu yoklamalarına göre Likud'un sandalye sayısı 23'e gerileyerek ikinci sıraya düşmüş durumda. Daha da önemlisi, Netanyahu'nun aşırı sağcı ve Ultra-Ortodoks partilerle kurduğu koalisyon ittifakı, hükümet kurmak için gerekli olan 61 sandalyelik barajın çok uzağında kalıyor. Kanal 13 televizyonunun 19 Ağustos tarihinde yayımladığı son ankete göre, mevcut iktidar bloğunun toplam milletvekili sayısı ancak 51'e ulaşabiliyor.
Suriye Saldırısı ve Ankara'yı Hedef Alan Söylemler
İç politikada sıkışan ve anketlerde gerileyen Netanyahu ve kurmayları, 27 Ekim seçimleri için rotayı Türkiye karşıtlığına çevirdi. İsrail ordusunun 18 Ağustos'ta Suriye'nin İdlib kentinde bulunan atıl durumdaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'ne düzenlediği saldırı, bu yeni stratejinin ilk somut adımı oldu. Saldırıdan haftalar önce, Likud Milletvekili ve Diaspora Bakanı Amichai Chikli, bir radyo yayınında ülkesinin "er ya geç Suriye ile savaşa gireceğini" savunarak, "Türkiye ve Suriye, İran'dan çok daha rahatsız edici birer gelişme" iddiasında bulunmuştu. Chikli ayrıca Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndan duyduğu rahatsızlığı gizlemeyerek, Riyad'ın Ankara ile yakınlaşmasını İsrail için "çok kötü bir senaryo" olarak nitelendirmişti.
Seçim kampanyasında Türkiye kartını en agresif kullanan isimlerden biri de Netanyahu'ya en yakın figür olan Savunma Bakanı Yisrael Katz oldu. Sosyal medya platformlarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ve Türkiye'yi hedef alan Katz, bu provokatif paylaşımlarının önemli bir kısmını doğrudan Türkçe dilinde yaparak İsrail içindeki aşırı sağcı seçmene mesaj gönderiyor. Kabinenin bir diğer Likudlu üyesi Enerji Bakanı Eli Cohen de "Türkiye, Suriye'de üs kurarsa biz de kurarız" diyerek seçim sürecinde Türkiye karşıtlığının ana propaganda malzemesi yapılacağını açıkça ortaya koydu.
Muhalefetten "Siyasi Hesap" Tepkisi ve Medyadaki Kara Propaganda
İsrail içindeki bazı muhalif liderler ve bağımsız analistler, Netanyahu hükümetinin Suriye'deki askeri hareketliliği ve Türkiye karşıtı çıkışları tamamen bir seçim yatırımı olarak kurguladığı konusunda birleşiyor. Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, Ebu Zuhur üssüne yapılan saldırıyı "küstah ve tehlikeli bir hamle" olarak yorumladı. Golan, bu adımla İsrail'in Türkiye ile gerilimi tırmandırırken ABD ile olan çatlağı daha da derinleştirdiğini, Netanyahu'nun kişisel siyasi hesapları uğruna askeri gücü suistimal ettiğini ve bunun bedelini ülkenin ödediğini vurguladı. Eski Başbakan Ehud Barak da 27 Ekim seçimleri öncesinde Netanyahu'nun güvenlik krizleri yaratarak seçmen konsolidasyonu sağlamaya çalıştığı tespitinde bulundu. Haaretz gazetesi yazarlarından Esther Solomon, Netanyahu'nun anketlerdeki kötü gidişatı tersine çevirmek adına muhalefeti yıpratmak için her türlü cepheyi açtığını yazarken, Jonathan Lis ise Trump yönetiminin bölgede sükunet istediği bir dönemde Netanyahu'nun Türkiye ile gerilimi tırmandırma arzusunun tamamen siyasi kaygılardan kaynaklandığını belirtti.
Bu propaganda süreci yalnızca siyasilerin demeçleriyle sınırlı kalmayıp medya eliyle de derinleştiriliyor. Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 televizyonu, Türkiye'nin işgal altındaki Doğu Kudüs'te yer alan Filistin nezdindeki Kudüs Başkonsolosluğu binasını hedef gösterdi. Haberde, tarihi binada "izinsiz tadilat yapıldığı" ve İsrail belediyesinin denetim yapmasına izin verilmediği iddia edilerek binanın dış cephe görüntüleri ekrana getirildi. Benzer şekilde i24 televizyonu da Türkiye'nin Doğu Kudüs'teki varlığını ve nüfuzunu kırmaya yönelik bir belgesel yayımladı. Belgeselde, Türk sivil toplum kuruluşlarının ve Yunus Emre Kültür Merkezi'nin bölgedeki Filistinli sivillere yönelik insani ve kültürel yardımları hedef alınarak bir tehdit unsuru gibi sunuldu.
Kaynak: Anadolu Ajansı
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!