CTP Lideri: Türkiye'siz Güvenlik Stratejisi Devam Edemez
CTP Lideri Sıla Usar İncirli, Kıbrıs'ın çözüm sürecinde Türkiye'nin rolünün vazgeçilmez olduğunu vurguladı.
HANDE ATILGAN Ankara - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ana muhalefet partisi olan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 1996 yılında mezun olmuş bir isim. 30. yıl mezunlar buluşması için Ankara'ya gelen Usar İncirli, Türk medyasına ilk röportajını Milliyet'e vererek önemli açıklamalarda bulundu.
Kıbrıs Sorununda Çözüm İradesi
ÇÖZÜM İRADEMİZ ORTADA: Kıbrıs sorunu, dünya üzerindeki en uzun süreli çözümsüz anlaşmazlıklardan biri olarak dikkat çekiyor ve adanın stratejik önemi giderek artıyor. Doğu Akdeniz'de yaşanan jeopolitik değişimler göz önüne alındığında, Kıbrıslı Türkler ve garantör ülke Türkiye'nin bu yeni güvenlik yapısında mutlaka yer alması gerektiği vurgulanıyor. Türk tarafının çözüm iradesi, 2004 Annan Referandumu ve 2017 Crans-Montana Konferansı'nda net bir şekilde ortaya konmuştu. 2004'teki referandumda Kıbrıslı Türklerin %65'i plana 'evet' demiş, ancak Kıbrıslı Rumların 'hayır' oyu nedeniyle çözüme ulaşılamamıştı. 2017'deki Crans-Montana'da ise önemli ilerlemelere rağmen, masadan kalkan yine Kıbrıslı Rumlar olmuştu. 2025'te cumhurbaşkanı seçilen partimizin önceki genel başkanı Tufan Erhürman çözüm odaklı bir liderdir. Türk tarafının çözüm konusunda kararlı tutumu sürerken, Kıbrıslı Türkler, haksız şekilde uygulanan izolasyonlarla karşı karşıya kalıyor. Bu izolasyonların hiçbir yasal dayanağı yoktur ve temel insan haklarının ihlalidir.

BM ve Yeni Çözüm Arayışları
DÖRT ÖNERİ: Kıbrıs sorunu son 9 yıldır neredeyse tamamen durağan bir hal almıştı. Ancak BM Genel Sekreteri António Guterres, görev süresi bitmeden önce bir hareketlenme başlattı. Guterres'in temsilcisi Maria Angela Holguin, son dönemde temaslarını yoğunlaştırdı. Kıbrıs'ta liderlerle yaptığı görüşmelerin yanı sıra Ankara ve Atina'da da muhataplarıyla bir araya geldi. Olgunlaşan bazı fikirler üzerinde çalışmalar devam ediyor ve bu fikirler geliştikçe gayri resmi bir 5+1 konferans düzenlenebileceği belirtiliyor. 50 yılı aşkın bir müzakere deneyimimiz var ve geçmişteki hayal kırıklıklarının tekrarlanmaması için Cumhurbaşkanımız bir metodoloji önerdi. Bu öneriler; Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin tartışılmaz olması, 2017 Crans-Montana'ya kadar sağlanan yakınlaşmaların teyit edilmesi, müzakerelerin kesin bir takvimle yürütülmesi ve başarısızlık durumunda mevcut statükoya dönülmemesi yönünde. Cumhurbaşkanımız Kıbrıs sorunu konusunda Türkiye Cumhuriyeti ile sıkı bir iş birliği içinde çalışıyor ve BM'nin çözüm odaklı hareketlerinden memnuniyet duyuyoruz.
Güvenlik ve Eşitlik Önceliği
ÖNCELİK EŞİTLİK VE GÜVENLİKTE: Rum basınında BM'nin toprak devrine yönelik planlar yaptığına dair iddialar var. Ancak bizim için en öncelikli mesele eşitlik ve güvenlik. Doğu Akdeniz'de Türk-Yunan dengesi oluşturulmalıdır. Türk tarafının dışlandığı bir güvenlik sistemi ne doğru ne de sürdürülebilirdir. Toprak ve mülkiyet konuları kapsamlı çözüm süreçleriyle ele alınacak konulardır. Şu an için herkes bir plan hazırlandığını ve anında 'evet' ya da 'hayır' deneceğini zannediyor, fakat bu doğru değil. Edindiğimiz bilgilere göre fikirler olgunlaşıyor ve süreç aşama aşama ilerliyor.
GKRY-Fransa-İsrail Yakınlaşması Olumsuz Etkiler
TÜRKLER DIŞLANAMAZ: Güvenlik, ticaret ve enerji ekseninde kurulan bölgesel mimarinin bu süreçte kritik bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Kıbrıs'ın bir gerilim kaynağı olmak yerine, barışın, istikrarın ve bölgesel iş birliğinin merkezi olmasını istiyoruz. Kıbrıs'ta çözüme giden yol, Doğu Akdeniz'de iş birliğinden geçer. Bölgede oluşturulan yeni güvenlik sistemi içerisinde Türk tarafının dışlanmasını kabul edemeyiz.
SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL: ELAM'ın güçlenmesi ve GKRY-Fransa-İsrail yakınlaşmasının çözüm arayışlarına olumsuz etkisi var. Fransa ile güvenlik anlaşması yapıldı ve İsrail ile yakın ilişkiler kuruldu. Farklı güvenlik anlaşmaları hedefleniyor. Bölgede Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin dışlandığı bir güvenlik mimarisinin mümkün ve sürdürülebilir olmadığını biliyoruz.
Doğu Akdeniz'de İşbirliği ve Avrupa'ya Mesaj
DOĞU AKDENİZİN ÇEKİRDEĞİ: Doğu Akdeniz, gerginlik ve çatışma riskiyle karşı karşıya. Güvenlik, enerji ve ticaret eksenli kurulan bölgesel mimarinin kritik bir önemi var. Kıbrıs, gerilim kaynağı olmak yerine, barışın, istikrarın ve işbirliğinin merkezi olabilir. Doğu Akdeniz'in çekirdeğindeki Kıbrıs'ta sağlanacak bir çözüm, bölgesel barışa, istikrara ve güvenliğe büyük katkı sağlayacaktır.
EŞ ZAMANLI ÇALIŞMALAR: Bölgenin ve dünyanın yeniden şekillendiği bu dönemde NATO Zirvesi'nin Ankara'da yapılmasını çok önemli buluyoruz. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası nüfuzunun güçlendiğini gösteriyor. Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin Kıbrıs sorunuyla da ilişkili bir yönü var. Kıbrıs sorununun çözüm süreci ilerledikçe, Türkiye-AB ilişkilerinin de gelişeceğine inanıyoruz. Türkiye'nin, Avrupa coğrafyası ve güvenliği açısından kritik bir önemi olduğuna inanıyoruz. Zirve'de bu konuların gündeme gelmesini bekliyoruz. Kıbrıs sorunu hareketleniyor, Türkiye-AB ilişkilerinde çalışmalar yapılıyor ve güvenlik açısından NATO Ankara'da toplanıyor. Oldukça önemli, eş zamanlı çalışmalar olduğunu düşünüyoruz.

Çözümsüzlüğün Ağır Bedeli
‘Çözümsüzlüğün bedeli ağır’
50 YIL GEÇTİ: BM, iki tarafı da birbirine yakınlaştıracak bir tutum belirledi ve tarafları tedirgin edip süreçten koparacak adımlar atmıyor. Hem Kıbrıs Türk halkının hem de garantör ülke Türkiye Cumhuriyeti'nin hak ve çıkarları söz konusudur. Amacımız, Kıbrıs sorununu sürüncemede bırakmak değildir. Çözümsüzlüğün Kıbrıs Türk halkına ağır bedelleri var. Kıbrıs'ta karşılıklı kabul edilebilir, adil ve kalıcı bir çözüm istiyoruz. Maria Angela Holguin'in yakın zamanda tekrar Kıbrıs'a gelip liderlerle görüşmesi bekleniyor. Beklentimiz ve arzumuz, ortaya koydukları fikirlerin olgunlaşması ve bizi bir sonraki adıma; gayrı-resmi 5+1'e taşımasıdır. 50 yıllık müzakere tecrübemiz var. Sonuç alınmayacak bir müzakere sürecini tercih etmiyoruz.
AİHM'de Vatandaşlık Mücadelesi
AİHM’de vatandaşlık mücadelesi
Adadaki varlıklarının tanınmasına dair mücadelede dikkat çeken bir tartışma olan, Türkiyeli ve Kıbrıslı Türklerin evliliklerinden doğan çocuklara Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmemesi konusunda da Usar İncirli, “Bu çocukların, uluslararası hukuk, evrensel insan hakları ilkeleri ve ebeveynlerinden kaynaklanan hakları çerçevesinde AB yurttaşlığından yararlanabilmeleri temel ve meşru bir haktır. Bu hakların ayrımcılık yapılmaksızın tanınması ve korunması, hukukun üstünlüğü ile insan haklarına saygının doğal bir gereğidir. Konunun taşındığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden olumlu bir karar çıkması Türklerin siyasi eşitlik mücadelesinde önemli bir aşama olacaktır” ifadelerini kullandı.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!