İBB Yolsuzluk Davasında 67. Duruşma: Sanık Savunmaları ve 'Kamera Bantlama' Tartışması
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik yürütülen 'Yolsuzluk' davasının 67'nci duruşmasında sanıkların çarpıcı savunmaları ve 'kamera bantlama' iddiaları öne çıktı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesinde yürütülen geniş kapsamlı "Yolsuzluk" soruşturmasında kritik bir aşamaya daha gelindi. Görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan ve 11 Kasım 2025 tarihinde tamamlanan 3 bin 809 sayfalık devasa iddianame kapsamında açılan davanın 67’nci duruşması gerçekleştirildi. İddianamede "örgüt lideri" sıfatıyla yer alan İmamoğlu hakkında; "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "Rüşvet", "Suç gelirlerinin aklanması", "Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "Kişisel verilerin kaydedilmesi", "Kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "Suç delillerini gizleme", "Haberleşmenin engellenmesi", "Kamu malına zarar verme", "Rüşvet alma", "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "İrtikap", "Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama", "İhaleye fesat karıştırma", "Çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi usul kanununa muhalefet", "Orman kanununa muhalefet" ve "Maden kanununa muhalefet" suçlamaları yöneltiliyor. Toplamda 142 ayrı eylemden sorumlu tutulan İmamoğlu için 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Davanın son celsesinde, tutuksuz yargılanan sanıkların savunmaları ve mahkeme heyetiyle yaşanan diyaloglar damga vurdu.
Sanık Kürsüsünde Şoför ve Memur Savunmaları
Duruşmada ilk olarak savunma yapan tutuksuz sanıklardan İBB şoförü Emre Manav, olay günü yaşananları detaylarıyla anlattı. Görevinin sadece memur arkadaşları taşımak ve iş bitiminde onları evlerine ulaştırmak olduğunu belirten Manav, suçlamalarla hiçbir ilgisinin bulunmadığını savundu. Olay günü adı geçen otele gittiklerini belirten Manav, "Başkan Bey geldikten sonra ben ekip araçlarını beklerken, çalıştığım memur arkadaşım Özgür Türkmen arayarak başkanın kıyafetlerini yukarı getirmemi istedi. Kıyafetleri teslim ettikten sonra kendisinin küçük bir yemek yediğini ve lavaboyu kullandığını gördüm. Kısa süre sonra ekip olarak otelden ayrıldık. Konuyla ilgili tüm durumum bundan ibarettir, beraatimi talep ediyorum" ifadelerini kullandı.
Aynı davada yargılanan diğer bir tutuksuz sanık, İBB bünyesinde devlet memuru olarak görev yapan Özgür Türkmen ise üzerine atılı "suç delillerini gizleme veya değiştirme" iddialarını kesin bir dille reddetti. KPSS puanıyla hak ederek memur olduğunu ve kısıtlı imkanlarla geçinmeye çalıştığını belirten Türkmen, "Ben iddia edildiği gibi suç işleme ya da delil karartma lüksüne sahip bir devlet memuru değilim. Kamera bantlama suçlamasına konu olan gün, Ekrem Başkan’ın kıyafet değiştirmesi için kullanacağı otele gittik. Otelin giriş çıkış kayıtları incelendiğinde, takım elbisenin içeri girdiğini, Ekrem Başkan’ın oraya yalnız girip çıktığını ve sadece 15 dakika kaldığını net bir şekilde görebiliriz" dedi.
Savcıdan 'Kamera Bantlama' Sorusu ve Güvenlik Gerekçesi
Duruşma savcısının, "Bu kamera bantlama işini sık sık yapar mısınız? Bu bantlama eylemini size birileri talimat mı verdi?" sorusu üzerine sanık Özgür Türkmen, bu eylemin kasıtlı olmadığını savundu. Göreve 2022 yılının aralık ayında başladığını ifade eden Türkmen, "Hayır, sadece bir kere yaptım. Onda da kasti değil, kasıtsızdı. Ben göreve geldiğimde bu uygulama zaten mevcuttu. Gerekçe olarak, geçmişte Ekrem Başkan'ın görüntülerinin medyaya servis edilmesinden kaynaklı olduğu, o zamanki ekibin aldığı kararda belirtiliyordu. Ben sadece bu duruma şahit oluyordum. Ekrem Başkan’ın sürekli gittiği yerlerde kıyafet değiştirmesi artık zaruri bir şey ve tüm projelerde ekip arasında standart hale gelmişti" şeklinde konuştu.
Eski Bilgi İşlem Daire Başkanı'ndan 'Kayıp Telefon' Açıklaması
Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan tutuksuz sanık, eski İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner ise savunmasında örgüt üyeliği iddialarını reddetti. Hüseyin Gün ile arasında hiçbir hiyerarşik bağ veya emir-talimat ilişkisi bulunmadığını belirten Özgüner, davaya konu olan telefonun bulunma sürecini şu sözlerle aktardı: "11 Mayıs tarihinde avukatım Silivri’ye gelerek savcılığa yapılan bir ihbarda Erol Özgüner'de Ekrem Bey’in telefonunun bende olduğunun iddia edildiğini söyledi. Kendisine telefonun evimde olduğunu doğruladım. 12 Mayıs günü yaklaşık 20 kişilik polis ekibiyle evimde yapılan aramada telefon bulundu. 14 Mayıs'ta ise mevcutlu olarak Silivri'den Çağlayan'a götürüldüm ve savcıya bildiklerimi anlattım."
Savcının telefona dair sorularını yanıtlayan Özgüner, telefonun teslim süreciyle ilgili olarak, "Savcı bey bana Burcu Hanım'ın kim olduğunu sordu, Özel Kalem asistanı olduğunu söyledim. Kadriye Hanım'a bağlı olup olmadığını sordu, onayladım. Kadriye Hanım'ın bu konuyu bilip bilmediğini sorduğunda ise telefonun doğrudan Melih Geçek’e verilmesi nedeniyle şahsen bana dair bir yönlendirme olmadığını düşündüğümü belirttim. Ancak 19 Mart günü bir telefon asistan tarafından verilirse herhalde müdürüne bu bilgi iletilmiştir. Dolayısıyla 'bildiğim kadarıyla biliyordur' ifadesini kullandım. Kadriye Hanım'a kimin verdiğini bilmediğimi, Burcu Hanım'dan sonrasını bilmediğimi belirttim. Savcılıkta verdiğim ifadelerin tamamen aynısını söylüyorum" diyerek savunmasını tamamladı.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!