Merkez Bankası Lideri Karahan, Körfez Savaşının Ekonomik Etkilerini Yorumladı
Merkez Bankası Başkanı Karahan, Körfez'deki savaşın Türkiye ekonomisine etkilerini değerlendiriyor, rezerv yönetimi ve likidite önlemlerini açıklıyor.
"Rezervlerimize Altınlar Geri Dönecek"
Merkez Bankası Başkanı Karahan, döviz likiditesinin güçlendirilmesi gereken dönemlerde, altın bazlı işlemlerin uygulanmasının oldukça doğal bir tercih olduğunu belirtti. "Bu işlemlerin büyük bir kısmı vadeli altın-döviz takası niteliğindedir, yani vadesi dolduğunda altınlar rezervlerimize geri dönecektir," şeklinde konuştu.
Bankaların Merkez Bankası'yla swap işlemlerine yeniden yöneldiğini ifade eden Karahan, "Bu durum, sistemde bir döviz likiditesi sıkıntısı olmadığını ve uygulamakta olduğumuz kur rejiminin sağlıklı bir şekilde işlediğini gösteriyor," değerlendirmesinde bulundu.
Proaktif, esnek ve kontrollü bir yaklaşım takip ettiklerini vurgulayan Karahan, amaçlarının fiyat istikrarını destekleyerek finansal istikrarı güçlendirmek olduğunu belirtti.
"Enflasyonist Etkileri Sınırlamak İçin Gerekli Sıkılığı Sağlayacağız"
Merkez Bankası Başkanı Karahan, sorularımıza şu yanıtları verdi:
SORU: Bölgemizdeki savaşın tetiklediği petrol ve enerji fiyatlarındaki yükselişin Türkiye'de enflasyona etkisi nedir? Kısa ve orta vadeli hesaplarınız neler gösteriyor?
CEVAP: Savaş, enerji fiyatlarında belirgin bir artışa neden oldu ve bu durum enflasyon üzerinde maliyet kaynaklı baskılar yaratıyor. Enerji fiyatlarının doğrudan etkilerinin yanı sıra farklı sektörlerde dolaylı enflasyonist etkiler de görebiliriz. Analizlerimiz, petrol fiyatlarında yüzde 10'luk kalıcı bir artışın tüketici enflasyonunu bir yıl içinde yaklaşık 1,1 puan artırdığını gösteriyor. Eşel mobil sistemi, bu etkinin tüketici fiyatlarına yansımasını önemli ölçüde sınırlıyor. Hesaplamalarımıza göre eşel mobil sistemi, petrol fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisini üçte bire indiriyor. Savaşın orta vadede enflasyon üzerinde hem arz hem de talep yönlü etkileri olacak. Maliyet ve tedarik yönlü aksamalar halihazırda arz yönlü baskı oluşturmaya başladı. Talep yönlü etkiler ise bu süreçte izlenecek iç ve dış politikalara bağlı olarak şekillenecek. Şu ana kadar enflasyonist etkileri azaltıcı önlemleri vakit kaybetmeden aldık. Savaşın seyri belirsizliğini koruyor. Gelişmelerin beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerinden enflasyonist etkilerini sınırlandırmak için gereken sıkılığı sağlayacağız.
"Cari Dengedeki Olası Bozulmanın Yönetilebilir Olacağını Düşünüyoruz"
SORU: Savaş, Türkiye'nin büyüme ve cari açık dinamiklerini nasıl etkiledi? Tahminleriniz ne kadar değişti?
CEVAP: Artan enerji maliyetleri, dış belirsizlikler ve bunların neticesinde dış talepte oluşabilecek zayıflamanın ekonomik aktivite üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturmasını bekliyoruz. Artan belirsizliğin yatırım iştahı ve özel tüketim üzerinde de etkisi olacak. Yaptığımız analizler, petrol fiyatlarında yüzde 10 düzeyindeki arz yönlü bir artışın büyüme oranında bir yıllık dönemde 0,4 ila 0,7 puan gerilemeye neden olduğuna işaret ediyor. Son dönem gelişmeleri cari dengeyi enerji ve enerji dışı kalemler üzerinden farklı etkileyecek. Analizlerimiz, petrol fiyatlarında 10 dolarlık artışın bir yıllık net enerji dengesinde yaklaşık 3 ila 4 milyar dolarlık bozulmaya neden olduğunu gösteriyor. Doğal gaz ithalat fiyatlarında da bununla uyumlu bir artış olması durumunda etki 5 milyar dolara kadar çıkabiliyor.
Enerji dışı kalemlere gelirsek, küresel talepteki olası bir zayıflamanın ihracat ve turizm üzerinden cari açığı artırıcı etkileri olacağını söyleyebiliriz. Bununla birlikte ekonomik aktivitede gerçekleşecek soğuma ticaret dengesini olumlu yönde etkileyecek. Mevcut durumda cari açığın seviyesi tarihsel ortalamasının altında. Son gelişmelerle ortaya çıkabilecek cari dengedeki olası bozulmanın yönetilebilir bir seviyede olacağını düşünüyoruz.
"Dezenflasyon Sürecinin Devamı İçin Gerekli Sıkılığı Sağlamaya Kararlıyız"
SORU: Son dönemde rezervlerde bir düşüş gözlemleniyor. Yabancı çıkışıyla birlikte kur rejiminde bir değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz?
CEVAP: Para politikası metninde belirttiğimiz üzere mevcut kur rejimini 2026 yılında da sürdüreceğiz. Gelişmekte olan ülkelerden bu dönemde sermaye çıkışları oldu. Bu duruma her ülke, enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini dikkate alarak farklı şekilde yanıt veriyor. Rezervler üzerindeki baskı, küresel risk iştahındaki değişimlerin olağan bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Biz de bu riskten kaçınma davranışının enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini sınırlayıcı yönde önlemlerimizi alıyoruz. Savaşın ortaya çıkmasıyla birlikte üst banttan fonlamaya geçtik. Bu dönemde yurt içi yerleşiklerle Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başladık. Bunun yanında tahvil alımlarımızı öne çekerek para piyasası fonlarında da olası bir çıkışın önüne geçtik. Bu önlemler yurt içi piyasalarda Türk lirasının cazibesini korudu. Yurt içinde, düşen altın fiyatlarına bağlı olarak sınırlı düzeyde altın ve döviz talebi oluşsa da önceki dönemlerdeki stres dönemlerine kıyasla yurt içi yerleşiklerin döviz talebi sınırlı oldu. Enflasyonla mücadelemizi olumsuz etkileyen dışsal bir durumla karşı karşıyayız. Dezenflasyon sürecinin devamı için gereken sıkılığı sağlamaya kararlıyız.
"Döviz Pozisyonumuzu Güçlendirmeye Yönelik İşlemler Yapıyoruz"
SORU: Sayın Başkan, kamuoyunda çokça tartışılan başka bir konu da rezerv politikanız. Rezervlerden altın satışı yapıldığı konuşuluyor. Döviz karşılığı Türk lirası swap işlemleri de seçeneklerden biri. Bu süreçte özellikle rezerv politikanızın sürdürülebilirliğine dair yorumlar var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
CEVAP: Rezerv tutmamızın temel amacı, para ve kur politikalarına olan güveni güçlendirmek, küresel ya da jeopolitik gelişmelerin olası olumsuz etkilerine karşı ekonomimizi korumak. Yıllar içinde altın rezervlerimizi artırdık. 2016 yılında 377 ton olan altın rezervlerimiz iki katına çıktı. Mart 2026 itibarıyla altın rezervlerimizin toplam rezerv içindeki payı yüzde 60'ı aştı. Dolayısıyla döviz likiditesinin desteklenmesi gereken dönemlerde altın kaynaklı işlemlerin kullanılması son derece doğal bir tercih. Altının rezervler içinde artan payı finansal sistemimizde altının oynadığı rol ile yakından ilişkili. Zorunlu karşılık kapsamında bankalar altın tesis edebiliyor. Hazine ve Maliye Bakanlığımızın ihraç ettiği altına dayalı tahviller de bankacılık sisteminin önemli bir parçası. Bu durum altının da likidite yönetimi kapsamında kullanılmasını zorunlu kılıyor. Swap, likidite yönetiminde en yaygın kullanılan araçlardan biri. Biz de farklı türde swap işlemleri ile finansal sistemin likiditesini yönetiyoruz. Lokasyon swap işlemleri ile yurt içindeki altını uluslararası piyasalarda kullanıyoruz. Benzer şekilde son dönemde yaptığımız döviz karşılığı altın swap işlemleriyle de döviz likiditemizi güçlendiriyoruz. Yakın dönemde bir miktar altınımızı döviz karşılığı altın swap için kullandık. Bunun dışında bir miktar altın satışı da gerçekleştirdik. Bu noktada vurgulamak isterim ki merkez bankacılığında bu tür işlemleri ticari bir kar-zarar perspektifiyle değerlendirmek doğru değil. Bizim önceliğimiz finansal istikrar ve politika etkinliği. Bu kapsamda yaptığımız işlemler, döviz pozisyonumuzu güçlendirmeye yönelik.
"Proaktif, Esnek ve Kontrollü Bir Yaklaşım Sergiliyoruz"
Ayrıca bu işlemlerin önemli bir kısmı vadeli altın-döviz takası niteliğinde. Yani vadesi geldiğinde söz konusu altınlar yeniden rezervlerimize geri dönecek. Altın dışında bankalarla döviz karşılığı Türk lirası swap işlemleri de yapabiliyoruz. Son dönemde yurt dışı ile yapılan swap işlemlerinin azalmasıyla bankacılık sisteminde döviz likiditesinin arttığı, buna karşılık Türk lirası fonlama ihtiyacının yükseldiği bir tablo söz konusu. Bankalar Merkez Bankasıyla olan swap işlemlerini yeniden talep etmeye başladılar. Biz de yeniden döviz karşılığı Türk lirası swap işlemlerine başlamak üzere hazırlıklarımızı yaptık. Bankaların Merkez Bankası ile swap işlemlerine yeniden yönelmesi sistemde bir döviz likiditesi sıkıntısı olmadığını ve uyguladığımız kur rejiminin sağlıklı bir şekilde işlediğini gösteriyor. Tüm bu işlemleri likidite yönetimimizin bir parçası olarak değerlendiriyoruz. İşlemlerin vadesi ve hacmi bizim kontrolümüz altında. Şartların gelişimine göre işlem hacmini artırabilir ya da değişen piyasa koşulları ile azaltabiliriz.
Özetle, rezerv yönetimi ve likidite araçlarımız konusunda proaktif, esnek ve kontrollü bir yaklaşım izliyoruz. Tüm adımlarımızın amacı fiyat istikrarını desteklemek ve finansal istikrarı güçlendirmek.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!