Soğuk Savaş'ın Sıra Dışı Ticareti: ABD, İran'a Kalkan Olmak İçin Moldova'dan Nasıl 21 Savaş Uçağı Satın Aldı?
Soğuk Savaş sonrası Moldova'nın elindeki nükleer kapasiteli MiG-29 jetlerini İran'a satma girişimi, ABD'nin tarihe geçen gizli operasyonuyla engellendi.
1970'li yılların sonlarında, ABD casus uyduları tarafından Sovyetler Birliği topraklarında tespit edilen gizemli bir hava aracı, Pentagon koridorlarında büyük bir hareketliliğe yol açtı. Yapılan detaylı analizler, Moskova'nın Amerikan F-15 ve F-16 jetlerine doğrudan meydan okuyacak yeni nesil bir savaş uçağı tasarladığını ortaya koyuyordu. MiG-29 adı verilen bu ölümcül jet, 1980'lerde Kızıl Ordu envanterine girdiğinde Batı bloku için çözülmesi gereken devasa bir askeri bilmeceye dönüştü. Ancak 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin resmen dağılması, kartların yeniden dağıtılmasına yol açtı. Demir Perde'nin yıkılmasıyla birlikte en büyük güvenlik endişesi, Sovyet cephaneliklerinde kalan devasa silah stoklarının kimlerin eline geçeceği sorusu oldu. Tam da bu belirsizlik ortamında ABD istihbaratı, küresel dengeleri değiştirecek kritik bir ihbar üzerine harekete geçti.
Tahran’ın Radarına Giren Sovyet Mirası ve Moldova’nın Çıkışı
SSCB'nin tarih sahnesinden çekilmesiyle birlikte, Doğu Avrupa'dan Orta Asya'ya uzanan geniş coğrafyada 15 yeni bağımsız devlet kuruldu. Ekonomik olarak ayakta kalma mücadelesi veren bu ülkeler için geçmiş dönemden kalan askeri teçhizatlar, hızlı birer gelir kapısı olarak görülüyordu. Bu stratejiyi benimseyen ülkelerden biri de Moldova oldu. Kişinev yönetimi, elinde bulunan ve bakımı oldukça maliyetli olan 21 adet MiG-29 savaş uçağını nakde çevirmek için müşteri arayışına girdi. Bu durum, 1979 yılından bu yana ağır bir Amerikan ambargosu altında yaşayan ve hava gücünü modernize etmek isteyen İran için kaçırılmayacak bir fırsattı. Tahran ve Kişinev arasında resmi satış görüşmelerinin başlaması, Washington'da kırmızı alarm verilmesine neden oldu. Dönemin ABD Savunma Bakanı William S. Cohen, bu stratejik teknolojinin İran'ın eline geçmesini önlemek için ezber bozan bir plan hazırladı.
Nükleer Kapasiteli Jetler ve İsrail’in Güvenlik Endişesi
Soğuk Savaş'ın sona ermesi küresel gerilimi azaltmış gibi görünse de, MiG-29 gibi ileri teknoloji ürünü jetlerin İran gibi aktörlerin eline geçmesi Washington için kabul edilemez bir risk barındırıyordu. Tahran, aslında Sovyetler Birliği dağılmadan hemen önce, 1989 yılında Moskova ile bir anlaşma yapmış ve ilk MiG-29'larını 1990'da teslim almaya başlamıştı. Fakat Moldova'nın elindeki uçaklar çok daha kritik bir özelliğe sahipti: Bu jetlerin önemli bir kısmı nükleer silah taşıma kabiliyetiyle donatılmıştı. Öte yandan, Ortadoğu'da MiG-29 tehdidiyle karşı karşıya kalan tek aktör ABD değildi. Suriye ve Irak gibi komşularının bu jetleri envanterine katmasından endişe duyan İsrail, uçağın kabiliyetlerini analiz etmek amacıyla 1997 yılında Polonya'dan üç adet MiG-29 kiralayarak kapsamlı testler gerçekleştirmiş ve olası bir çatışma senaryosuna karşı savunma stratejilerini geliştirmişti.
Tarihi Anlaşma: Pentagon Rus Jetlerini Satın Alıyor
Moldova, 1996 yılının sonlarına doğru İran ile yürüttüğü pazarlıklar konusunda ABD'yi bilgilendirdi. Yapılan incelemelerde, satılmak istenen uçaklardan 14'ünün doğrudan nükleer mühimmat fırlatma kapasitesine sahip MiG-29C modeli olduğu anlaşıldı. İran'ın nükleer program geliştirme ve bu silahları taşıma araçları edinme çabalarından endişe eden Clinton yönetimi, satışı baltalamak adına 1997 yılında doğrudan devreye girdi. 10 Ekim 1997 tarihinde imzalanan tarihi anlaşmayla ABD; nükleer kapasiteli 14 adet MiG-29C, 6 adet MiG-29A, 1 adet MiG-29B model savaş uçağının yanı sıra 500 adet havadan havaya füze ve askeri üsteki tüm yedek parça ve teknik ekipmanı satın aldı.
Savaş Oyunlarından Küresel Silahsızlanmaya Uzanan Süreç
Satın alınan bu savaş uçakları karşılığında ABD, ekonomik darboğazdaki Moldova'ya nakit para, insani yardım paketleri ve hafif askeri mühimmat desteği sağladı. Jetler gizlice ABD'ye nakledilerek Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından düşman taktiklerini analiz etmek ve pilot eğitimlerinde kullanılmak üzere uzun yıllar boyunca test edildi. Bu hamle, Washington'ın eski Sovyet coğrafyasındaki ilk "silahsızlandırma" operasyonu değildi. 1994 yılında Kazakistan'daki zenginleştirilmiş uranyumun İran veya Kuzey Kore gibi ülkelerin eline geçmesini önlemek için satın alınması ve 5 Aralık 1994 tarihinde imzalanan Budapeşte Memorandumu ile Ukrayna'nın tüm nükleer cephaneliğini Rusya'ya devrederek Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) katılması, ABD'nin bölgedeki benzer stratejik hamlelerinin en somut örnekleri olarak tarihe geçti.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!