ABD/İsrail-İran Gerginliği Üzerine TYB Çalıştay Sonuçları Yayımlandı
TYB'nin düzenlediği çalıştayda, ABD/İsrail-İran çatışmasının uluslararası barışa etkileri değerlendirildi.
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Genel Başkanı Prof. Dr. Muhammet Enes Kala, birliğin merkezinde gerçekleştirilen toplantıda, 13 maddelik sonuç bildirgesini kamuoyuna sundu.
Prof. Dr. Kala, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının uluslararası barışın kritik bir eşiği olduğunu ve bölge ülkelerinin egemenlik ile toprak bütünlüğüne saygı göstermesinin önemli olduğunu ifade etti.
Filistin ve Gazze gibi bölgelerdeki derinleşen insani krizlerin vicdanları yaraladığını söyleyen Kala, sivillerin korunması ve uluslararası hukukun uygulanmasının tüm taraflar için zorunlu olduğunu belirtti.
Türkiye'nin karşı karşıya olduğu zorluklara dikkat çeken Prof. Dr. Kala, "Uluslararası sistemdeki değişimi çok yönlü bir perspektifle değerlendirmeli, riskleri bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde gözden geçirmeliyiz. Ulusal güvenliğimizi güçlendirmek için kritik altyapının korunması ve bölgesel işbirliklerinin derinleştirilmesi önceliğimiz olmalıdır." dedi.
Krizlerin yayılmasını önlemek amacıyla stratejik bir diyalog mekanizmasının kurulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kala, "Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan arasında kurumsal ve sürdürülebilir bir diyalog mekanizmasının oluşturulması stratejik bir öneme sahiptir." değerlendirmesinde bulundu.
Ortak kültür havzasındaki ülkelerle tarihi bağların güçlendirilmesinin gerilimleri azaltacağını belirten Kala, Türkiye'nin "bölgesel sahiplenme" perspektifinin geniş kesimlere ulaştırılması için akademi, düşünce kuruluşları ve entelektüel çevrelerin daha aktif rol alması gerektiğini vurguladı.
ABD/İsrail ile İran arasındaki gerilim, uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden önemli bir kırılma noktasına gelmiştir. Bu çatışma, yalnızca bölgesel istikrarı değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerini, enerji arz güvenliğini ve uluslararası ekonomik dengeleri de sarsmaktadır. Sürecin kontrolsüz bir krize dönüşmemesi için tüm tarafların sorumlulukla hareket etmesi gerekmektedir.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü askeri operasyonlar sonucunda ciddi insani trajediler yaşanmaktadır. Savaşın başlangıç günlerinde İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun hedef alınması ve çok sayıda çocuğun hayatını kaybetmesi, insanlık vicdanında derin yaralar açmıştır. Sivil kayıpların yanı sıra, tarihi ve kadim şehirlerin yıkımı da kabul edilemez boyutlardadır. Bu çerçevede, sivillere yönelik tüm saldırıları ve komşu İran’a yönelik her türlü emperyalist ve Siyonist ablukayı en güçlü şekilde kınıyoruz.
Bölge ülkelerinin egemenlik, toprak bütünlüğü ve iyi komşuluk ilkelerine bağlı kalması hayati önem taşımaktadır. Bölgesel çatışmaların çözümünde askeri yöntemler yerine ortak çıkarlar, diyalog, çok taraflı diplomasi ve barışçıl çözümler ön planda olmalıdır. Bu bağlamda, İran, Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını durdurmalı ve Hürmüz Boğazı’ndaki uluslararası hukuku ihlal eden ablukayı kaldırmalıdır.
ABD/İsrail ile İran arasındaki çatışma, uluslararası sistemde güven, öngörülebilirlik ve meşruiyetin ciddi biçimde zedelendiğini göstermiştir. İsrail’in uluslararası hukuku ve meşru savaş ilkelerini ihlal etmesi, uluslararası sistemin krizini derinleştirmektedir. İsrail’in durdurulmasının bölgesel ve dünya barışının başlangıcı olacağı düşünülmelidir. Uluslararası hukuk ilkelerinin eşit, tutarlı ve ayrımcılık gözetmeyen bir şekilde uygulanması, adil ve sürdürülebilir bir küresel düzenin inşası için vazgeçilmezdir.
Nükleer teknolojinin barışçıl kullanımı uluslararası hukuk ve etkin denetim mekanizmaları çerçevesinde ele alınmalıdır. Bazı ülkelerin bu teknolojiye sahip olması, diğerlerinin uzak tutulması adalet duygusunu zedelemektedir. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve nihai olarak ortadan kaldırılması yönündeki küresel çabalar kararlılıkla desteklenmelidir. Bu alanda adil, dengeli ve çifte standartlardan arındırılmış bir yaklaşım benimsenmelidir. Başta Filistin ve Gazze olmak üzere farklı bölgelerdeki insani krizler insanlık vicdanını yaralamaktadır. Sivillerin korunması, temel insan haklarına riayet edilmesi ve uluslararası insancıl hukukun eksiksiz uygulanması tüm taraflar için zorunluluktur. Uluslararası toplum bu sorumluluğu gecikmeden ve etkin şekilde yerine getirmelidir.
Tarihi ve kültürel mirasın korunması insanlığın ortak sorumluluğudur. Silahlı çatışmalar sırasında bu mirasın zarar görmemesi için uluslararası normlar çerçevesinde maksimum özen gösterilmelidir. Okullar, üniversiteler ve tüm sivil yerleşim alanları dokunulmazdır. Sivillerin yaşam hakkı ve sivil kurumların güvenliği, her türlü askeri ve siyasi hesapların üstünde tutulmalı ve korunmalıdır.
Tarafların müzakere başlıklarında esneklik göstermemesi, diplomatik çözüm ihtimalini zayıflatmaktadır. Bu durum, mevcut askeri hazırlıklarla birlikte değerlendirildiğinde, karşılıklı çatışmanın yeniden ve daha geniş ölçekte tırmanması riskini doğurmaktadır. Türkiye, bölgesel istikrarsızlığın artma ihtimaline karşı göç dalgaları, insani krizler ve asimetrik güvenlik tehditlerine karşı hazırlıklı olmalıdır.
Türkiye, ABD/İsrail-İran gerilimleri bağlamında önemli zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye, uluslararası sistemdeki ve yakın çevresindeki değişiklikleri çok yönlü bir perspektifle analiz etmeli ve ortaya çıkabilecek fırsatları ve riskleri bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmelidir.
Türkiye’nin ulusal güvenliğini ve istikrarını güçlendirmek amacıyla kritik altyapının korunması, kurumsal kapasitenin artırılması ve bölgesel iş birliklerinin derinleştirilmesi öncelikli olmalıdır. Bu çerçevede, Türkiye-Pakistan-Mısır-Suudi Arabistan arasında kurumsal ve sürekli bir diyalog mekanizmasının kurulması, krizlerin yayılmasını önlemek açısından stratejik önem taşımaktadır.
Ortak kültür havzası paylaştığımız ülkelerle tarihi ve kültürel bağların güçlendirilmesi, kriz dönemlerinde gerilimleri azaltıcı bir etki yaratacaktır. Bu doğrultuda, Türkiye’nin "bölgesel sahiplenme" perspektifinin daha geniş kesimlere ulaştırılması için akademi, düşünce kuruluşları ve entelektüel çevreler daha aktif bir rol üstlenmelidir.
Türkiye’nin olası kriz senaryolarında enerji, ulaşım, iletişim ve finans altyapısının kesintisiz işlemesini sağlamak için alternatiflerin geliştirilmesi ve teknolojik kapasitenin artırılması zorunludur. Bu çerçevede, mevcut küresel finansal sisteme (swift vb.) bağımlılığı azaltacak yenilikçi ve sürdürülebilir araçlar geliştirilmelidir.
Gazze’deki ağır insani yıkım, çok uluslu savaş karşıtı sivil toplum hareketlerinin küresel kamuoyu oluşturma ve karar alıcılar üzerinde baskı yapma kapasitesini açıkça göstermiştir. Bu bağlamda, uluslararası sivil toplum ağları arasındaki koordinasyon ve iş birliği güçlendirilerek daha etkili ve sürdürülebilir bir anti-emperyalist ve anti-Siyonist küresel barış savunuculuğu inşa edilmelidir.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!