Adet Ağrısının Normal Karşılanması, Endometriozis Tanısını Geciktiriyor
Endometriozis, dünya genelinde milyonlarca kadını etkileyen bir hastalık olup, adet ağrısının normal kabul edilmesi tanı süreçlerini geciktiriyor.
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sehtap Nazlı Kılıç Çetin, endometriozisin üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkilediğini ifade ediyor. Kronik pelvik ağrı yaşayan kadınlarda bu oran yüzde 30-50'ye, kısırlık yaşayanlarda ise yüzde 40’a kadar çıkabiliyor. Çetin, dünya genelinde yaklaşık 190 milyon kadının bu hastalıktan muzdarip olduğunu belirterek, adet ağrısının normal kabul edilmesinin tanı koyulmasını geciktirdiğini söylüyor.
Memorial Bahçelievler Hastanesi’nde görev yapan Op. Dr. Sehtap Nazlı Kılıç Çetin, endometriozisin rahim içini döşeyen endometrium dokusunun rahim dışında, yumurtalıklar, tüpler, bağırsaklar ve nadiren akciğer gibi organlarda yerleşmesiyle oluşan kronik bir rahatsızlık olduğunu açıklıyor.
Hastalık genellikle şiddetli adet ağrılarıyla kendini gösteriyor
Hastalığın genelde yoğun adet ağrılarıyla ortaya çıktığını belirten Çetin, belirtilerin kişiden kişiye değişiklik göstermesine rağmen çoğunlukla dismenore, disparoni, kronik pelvik ağrı, bağırsak ve idrar alışkanlıklarındaki değişiklikler, kısırlık, yoğun ve düzensiz adet kanamaları gibi belirtilerle kendini gösterdiğini ifade ediyor. Kadınların pek çoğu, ‘Adet ağrısı normaldir’ algısı nedeniyle yıllarca bu hastalıkla tanı almadan yaşayabiliyor. Şiddetli ağrılar söz konusu olduğunda mutlaka bir kadın doğum uzmanına danışılması gerektiğinin altını çiziyor.
Tanı sürecinde vajinal muayene ve görüntülemenin rolü büyük
Çetin, endometriozis tanısının günümüzde sıklıkla “klinik tanı” olarak kabul edildiğini, bu nedenle jinekolojik muayenenin önemli olduğunu belirtiyor. Bu muayenede rahim ve çevresindeki dokuların değerlendirildiğini, hassasiyet, nodül veya kitle varlığının araştırıldığını dile getiriyor. Vajinal ultrasonografi sayesinde yumurtalık kistleri ve diğer bulgular detaylı incelenebiliyor.
Bazı vakalarda kesin tanı için laparoskopi yapılması gerektiğini, manyetik rezonans görüntülemenin ise hastalığın yayılımını değerlendirmede önemli olduğunu vurguluyor. Laparoskopi, tanının kesinleştirilmesi için altın standart yöntem olarak görülse de her hastada uygulanması önerilmiyor. Genellikle muayene ve görüntüleme bulguları tanı için yeterli olabiliyor.
Tedavi hedefi: Ağrının azaltılması ve doğurganlığın korunması
Tedavide öncelikli amacın ağrıyı azaltmak, hastalığın ilerlemesini durdurmak ve doğurganlığı korumak olduğunu belirten Çetin, çoğu hastada ilaç tedavisinin ilk seçenek olduğunu ifade ediyor.
Bu tedavi yöntemlerinin hormonları dengeleyerek hastalığın etkilerini azaltmayı hedeflediğini belirtiyor. Doğum kontrol haplarının düzenli veya sürekli kullanılabileceğini, progesteron içeren ilaçların hastalığın büyümesini baskılayabileceğini ve hormonlu spiralin ağrıyı azaltmada etkili olabileceğini söylüyor. Gerektiğinde daha güçlü hormon düzenleyici iğne veya ilaçların da kullanılabileceğini belirtiyor.
Bu tedavi yöntemleri, ağrı şikayetlerini hafifletmede etkili olup genellikle ameliyata gerek kalmadan kontrol sağlanabiliyor. Ancak ilaç tedavilerine rağmen ağrının geçmemesi, yumurtalıklarda büyük kist oluşumu, hastalığın bağırsak veya idrar yollarını etkilemesi ya da kısırlık gibi durumlarda cerrahi tedaviye başvurulabiliyor.
Bu gibi durumlarda kapalı yöntem ameliyatların tercih edildiğini, bu ameliyatlarla hastalıklı dokuların temizlenebileceğini ve şikayetlerin belirgin şekilde azalabileceğini ifade ediyor.
Ameliyat kararı dikkatle alınmalı
Her cerrahi müdahalenin risk taşıdığını hatırlatan Çetin, özellikle yumurtalıklar üzerinde yapılacak işlemlerin, ileride çocuk sahibi olma ihtimalini etkileyebileceğini belirtiyor. Bu nedenle ameliyat kararının dikkatle alınması ve deneyimli ekipler tarafından gerçekleştirilmesinin önemini vurguluyor.
Endometriozisin uzun vadeli bir hastalık olabileceğini ve bu süreçte yaşam kalitesinin artırılması ve şikayetlerin kontrol altında tutulmasının hedeflendiğini belirtiyor. Kronik ve nüks eğilimi yüksek olan bu hastalığın cerrahi sonrası 5 yıl içinde nüks oranlarının yüzde 20-40 arasında olduğunu, bu nedenle uzun dönem medikal tedavilerin önem kazandığını ifade ediyor.
Psikolojik, sosyal ve ekonomik etkileri de var
Endometriozisin sadece bireysel bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı meselesi olduğuna dikkat çeken Çetin, tanı süreçlerindeki gecikmeler, klinik seyrin çeşitliliği ve tedaviye rağmen yüksek nüks oranlarının hastalık yönetimini zorlaştırdığını söylüyor.
Fiziksel etkilerinin yanı sıra psikolojik, sosyal ve ekonomik etkilerinin de olduğuna vurgu yaparak, kadınlarda iş gücü kaybı, sosyal izolasyon ve depresyon gibi sorunlara neden olabileceğini belirtiyor.
Milyonlarca kadının yaşamını etkileyen ancak yeterince konuşulmayan bir hastalık olduğunu belirten Çetin, erken tanı ve doğru tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin artırılabileceğini ve bunun toplumsal farkındalıkla sağlanabileceğini sözlerine ekliyor.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!