Avrupa Birliği'nde Orta Doğu Krizi ve Dış Politika Tartışmaları
AB'de Orta Doğu krizi ışığında dış politika tartışmaları. Von der Leyen'in açıklamaları ve AB'nin jeopolitik stratejisi.
Brüksel
Orta Doğu'da patlak veren kriz, Brüksel'de son günlerde yapılan açıklamalarla birlikte Avrupa Birliği'nin (AB) dış politikadaki yol haritasını yeniden tartışmaya açtı. Uluslararası hukukun ön planda olduğu geleneksel yaklaşım ile daha pragmatik ve çıkar odaklı stratejiler arasında nasıl bir denge kurulacağı sorgulanıyor.
AB'de küresel krizler karşısında hangi dış politikanın izlenmesi gerektiği konusundaki tartışmalar, son haftalarda yeniden gündeme geldi. Ukrayna'daki savaşın ardından Orta Doğu'da İran merkezli gerginliğin artması, AB'nin uluslararası arenada nasıl bir rol üstlenmesi gerektiğine dair farklı görüşleri daha görünür hale getirdi.
Brüksel'deki son açıklamalar, AB'nin dış politika vizyonunda 'değer temelli yaklaşım' ile 'çıkar odaklı jeopolitik strateji' arasındaki tartışmanın belirginleştiğini gösteriyor.
Bu tartışmanın merkezinde, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in son dönemdeki açıklamaları yer alıyor. Von der Leyen, 9 Mart'ta AB büyükelçilerine hitaben yaptığı konuşmada, dünyanın giderek daha karmaşık ve güç siyasetine dayalı bir yapıya dönüştüğünü belirtti ve Avrupa'nın dış politikasında daha 'gerçekçi ve çıkar odaklı' bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini dile getirdi.
Avrupa'nın artık 'eski dünya düzeninin koruyucusu olamayacağını' vurgulayan von der Leyen, AB'nin yalnızca kurallara dayalı uluslararası sistemin kendisini koruyacağı varsayımıyla hareket edemeyeceğini ifade etti. Bu açıklamalar, Brüksel'de hem diplomatik çevrelerde hem de Avrupa Parlamentosu'nda (AP) tartışma yarattı.
Von der Leyen'in açıklamalarını eleştiren kesimler, AB'nin uzun yıllardır savunduğu kurallara dayalı uluslararası düzenden uzaklaşma riski taşıdığını öne sürdü. En dikkat çekici eleştirilerden biri, von der Leyen'in yardımcılarından Teresa Ribera'dan geldi.
AB Komisyonu'nun Temiz, Adil ve Rekabetçi Geçişten Sorumlu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ribera, von der Leyen'in sözlerinin 'belki de en uygun şekilde ifade edilmediğini' belirterek, AB'nin uluslararası hukuku savunmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.
Von der Leyen, AP Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada eleştirilere yanıt verdi. AB'nin kuruluşundan bu yana bir 'barış projesi' olduğuna dikkat çeken Komisyon Başkanı, Birliğin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı'na bağlılığının sürdüğünü ifade etti.
'Kurallara dayalı uluslararası düzeni her zaman savunacağız.' diyen von der Leyen, dünyanın gerçeklerini kabul etmenin Avrupa'nın değerlerinden vazgeçmek anlamına gelmediğini belirtti.
Sosyal Demokratlar, Liberaller ve Yeşiller gibi bazı siyasi grupların temsilcileri, AB'nin uluslararası hukuk ve çok taraflılık temelinde şekillenen dış politika geleneğini koruması gerektiğini savundu.
Costa'nın Görüşü
Bu tabloda, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa'nın söylemleri von der Leyen'in yaklaşımından net şekilde ayrılıyor. Costa, AB büyükelçilerine yaptığı konuşmada, Birliğin uluslararası hukuka dayalı düzeni savunmaya devam etmesi gerektiğini belirtirken daha normatif bir yaklaşım benimsedi.
Rusya'nın uluslararası hukuku ihlal ettiğini, Çin'in küresel ticaret sistemini zorladığını ve ABD'nin zaman zaman uluslararası kurallara meydan okuduğunu işaret eden Costa, bu ortamda AB'nin temel ilkelerinden vazgeçmemesi gerektiğini vurguladı.
Costa, Avrupa'nın çıkarının daha fazla küresel parçalanmayı önlemek olduğunu belirterek, AB'nin çok boyutlu bir dış politika izlemesi gerektiğinin altını çizdi.
Selefinin Yaşadığı Benzer Sorunlar
Costa ile von der Leyen arasındaki görüş ayrılığı, Gazze savaşı sırasında dönemin Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ile von der Leyen arasında yaşanan benzer farklılıkları hatırlattı. Gazze'deki çatışmaların başlamasının ardından von der Leyen'in İsrail'e güçlü destek veren açıklamaları ve Tel Aviv'e yaptığı ziyaret, Brüksel'de bazı diplomatik çevreler ve üye ülkeler tarafından eleştirilmişti.
Michel ise aynı dönemde daha temkinli bir dil kullanarak uluslararası hukuk ve sivillerin korunmasına vurgu yapmış, AB içinde ortak bir pozisyonun korunması gerektiğini belirtmişti.
Avrupa'da Farklı Yaklaşımlar
Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) Orta Doğu uzmanı Hugh Lovatt, AB içinde Orta Doğu'daki gelişmelere farklı perspektiflerden bakıldığını söyledi.
Lovatt, konuyu AB'nin iki başkanı arasındaki farktan sonra üye ülkeler arasındaki ayrışmalar üzerinden açıkladı ve birçok Avrupa ülkesinin yeni bir Orta Doğu savaşına doğrudan dahil olma konusunda isteksiz olduğunu belirtti.
ECFR uzmanı, 'Bununla birlikte özellikle İngiltere gibi bazı ülkeler gelişmeleri büyük ölçüde transatlantik ilişkiler perspektifinden değerlendiriyor ve Washington ile yakın ilişkilerini korumaya önem veriyor. Avrupa hükümetleri, çatışmanın genişlemesinin enerji fiyatları ve yaşam maliyeti üzerindeki etkilerinin farkında olsa da ABD ile ilişkileri zedeleyebilecek adımlardan kaçınmaya çalışıyor.' değerlendirmesini yaptı.
Körfez ve Akdeniz'de bulunan Avrupa askeri varlıklarının hedef alınma ihtimali, bazı Avrupa başkentlerinin hesaplarını daha da karmaşık hale getiriyor. 'Paris ve Londra gibi başkentler bu tür riskler karşısında en azından bölgedeki varlıklarını korumaya yönelik adımlar attıklarını göstermek isteyebilir.' ifadesini kullandı.
Lovatt, Avrupa siyasetinde İran yönetimine yönelik güçlü eleştirilerin de dikkat çektiğini belirtti. 'İran'daki protestoların bastırılması ve kadın hakları konusundaki ihlaller, Avrupa'daki siyasi çevrelerde Tahran yönetimine yönelik sert bir tutum oluşmasına katkı sağladı. AP'de İran'daki muhalif figürlere yönelik destek mesajları da bu yaklaşımın bir yansıması olarak görülüyor.' dedi.
Ancak Avrupa kamuoyunun yeni bir askeri müdahaleye destek verme konusunda oldukça temkinli olduğuna işaret eden Lovatt, özellikle Ukrayna savaşının ekonomik ve siyasi etkileri devam ederken Avrupa toplumlarında yeni bir askeri angajmana yönelik desteğin sınırlı olduğunu vurguladı.
ABD ve İsrail'in saldırılarına AB üye ülkelerinden gelen tepkiler farklılık göstermişti. Saldırıların uluslararası hukuk açısından meşruiyeti, Avrupa içindeki başlıca görüş ayrılıklarından biri haline gelirken, başkentler arasındaki ton farkı özellikle Almanya ile İspanya arasında belirginleşmişti. Almanya, Washington'u doğrudan eleştirmekten kaçınan daha temkinli bir çizgi izlerken, İspanya ABD ve İsrail'in saldırılarını 'tek taraflı askeri eylem' olarak nitelendirerek açık şekilde eleştirmişti.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!