Avrupa'nın İran Krizine Cevabı, AB ve Atlantik İlişkilerinde Farklılıkları Ortaya Koydu
Avrupa'nın İran krizine temkinli yaklaşımı, AB içinde ve Atlantik hattında görüş ayrılıklarına yol açtı.
Brüksel
Avrupa Birliği'nin (AB), ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı saldırılara karşı gösterdiği düşük profilli tepki, hem kurum içinde hem de Atlantik ötesinde görüş ayrılıklarını su yüzüne çıkardı.
28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a yönelik hamleleri üzerine Avrupa'dan gelen ilk resmi açıklama, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas'tan geldi.
Kallas, öncelikli endişelerinin sivillerin güvenliği ve AB vatandaşlarının tahliyesinin kolaylaştırılması olduğunu belirtti ve diplomatik çözüm arayışlarının süreceğine işaret etti.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Antonio Costa da bir ortak açıklamada bulunarak soğukkanlı yaklaşım çağrısında bulundular.
Bu açıklamaların ardından İsviçre, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve İrlanda gibi ülkeler de benzer şekilde tansiyonun düşürülmesi yönünde mesajlar yayımlayarak gelişmeleri büyük bir kaygıyla takip ettiklerini belirttiler.
Hafta sonu boyunca hızlı gelişen olaylara karşı Avrupa'nın sergilediği mesafeli ve yumuşak tavır, Brüksel merkezli uluslararası medya ve Avrupalı sosyal medya kullanıcıları kadar Atlantik'in öte yakasındaki eleştirmenlerin de dikkatini çekti.
Avrupa Başkentlerinde Farklı Yaklaşımlar
Krize verilen tepkilerin pasif oluşu, AB içinde ortak bir duruşun sağlanamamasıyla daha da belirgin hale geldi.
Saldırıların uluslararası hukuk açısından meşruiyeti, Avrupa içindeki ana görüş ayrılığını oluşturdu.
Berlin ve Madrid arasında ise ton farkı özellikle dikkat çekti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD'ye doğrudan eleştiriden kaçınan bir yol izledi. Merz, 1 Mart'ta yaptığı açıklamada, uluslararası hukukun İran'da siyasi değişim sağlamada sınırlı etkisi olacağını belirterek "Müttefiklerimize ders verme zamanı değil. Çekincelerimize rağmen hedeflerinin çoğunu paylaşıyoruz." dedi.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ise ABD ve İsrail'in saldırılarını "tek taraflı askeri eylem" olarak niteleyerek açık şekilde eleştirdi ve bu durumun "daha belirsiz ve düşmanca bir uluslararası ortama katkıda bulunduğunu" belirtti.
İrlanda yönetimi de diyalog ve soğukkanlılık temasını öne çıkarırken, İskandinav ülkeleri olan İsveç ve Finlandiya daha ihtiyatlı bir dil kullanmayı tercih etti ve Norveç, yükselen gerilim riskine dikkat çekti.
Fransa ve İngiltere, saldırılara doğrudan dahil olmadıklarını vurgularken, İran'ın nükleer ve balistik programlarının engellenmesi hedefini anlayışla karşıladıklarını ifade etti.
Orta Avrupa ülkelerinden Çekya ise Washington'a daha açık bir destek sundu.
Son olarak, AB kurumlarına ev sahipliği yapan Belçika'nın Savunma Bakanı Theo Francken, saldırıları "kesinlikle meşru" olarak değerlendirdi.
Brüksel'deki kulislerde bu durum "mesajda birlik, tonlarda ayrışma" olarak yorumlanırken, AB Komisyonu sözcülerinin 2 Mart'taki basın toplantısında konuyla ilgili net bir yanıt vermekten kaçınmaları dikkat çekti.
Bu tablo, İran kriziyle AB'nin ortak dış politika üretme kapasitesinin bir kez daha sınandığına dair yorumlara yol açtı.
Brüksel'de Kurumsal Gerilim de Yüzeye Çıktı
İran krizi, yalnızca üye ülkeler arasındaki görüş farklılıklarını değil, Brüksel'deki kurumsal güç mücadelesini de yeniden gözler önüne serdi.
AB'nin en üst düzey iki ismi; AB Komisyonu Başkanı von der Leyen ile AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kallas arasında krize kimin liderlik edeceği konusunda örtülü bir rekabet olduğu değerlendirildi.
Kallas, 1 Mart Pazar günü acil bir Dışişleri Bakanları Toplantısı düzenlerken, von der Leyen, 2 Mart Pazartesi günü "özel güvenlik toplantısı"na başkanlık etti.
Hafta sonu yoğun temaslara rağmen von der Leyen ile Kallas'ın doğrudan görüşmemesi Brüksel kulislerinde dikkat çekti.
Diplomatik çevreler, İran krizinin AB için yalnızca bir dış politika değil, aynı zamanda kurumsal koordinasyon kapasitesinin de testi haline geldiği görüşünü dile getirdi.
Irak Mirası Hala Gündemde mi?
Avrupa'nın temkinli tutumunun arkasında 2003 Irak işgalinin bıraktığı siyasi ve toplumsal mirasın hala etkili olduğu düşünülüyor.
Avrupa kamuoyunda askeri müdahalelere yönelik güçlü bir şüphe devam ederken, birçok hükümetin Orta Doğu'da doğrudan askeri angajmandan kaçınan çizgiyi koruduğu görülüyor.
Ayrıca, Avrupa'nın güvenlik odağını büyük ölçüde Rusya-Ukrayna savaşına vermiş olması, İran konusundaki pozisyonunun daha sınırlı ve temkinli olmasına neden oluyor.
Avrupa, 2003'ten farklı olarak sahada doğrudan rol üstlenmeden İran'da daha muhatap alınabilir bir yönetim ihtimalinin doğmasından genel olarak memnuniyet duyuyor.
Tüm bu ayrılıklara rağmen, AB kurumlarının liderleri, İran lideri Ayetullah Hamaney'in öldürülmesinin İran'la ilişkilerde "açılan fırsat penceresi" olduğu görüşünde birleşiyor.
Transatlantik İlişkiler İçin Yeni Bir Stres Testi
Brüksel'deki diplomatik kaynaklara göre AB, önceliğini çatışmanın bölgesel savaşa dönüşmesini önlemek ve Avrupa'ya olası yansımaları sınırlamak olarak belirlerken bu temkinli yaklaşım ABD'de farklı yorumlara neden oldu.
ABD'de özellikle Donald Trump'a yakın çevreler, Avrupa'yı İran karşısında "yumuşak" kalmakla suçladı.
Avrupa'nın temkinli çizgisi, ABD'de özellikle Cumhuriyetçi çevrelerden sert tepkiler aldı. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Avrupa'nın İran politikasını "son derece yumuşak" olarak eleştirirken Trump'ın kampanya stratejistlerinden Chris LaCivita, Avrupa liderliğini "zayıf ve kararsız" olmakla suçladı.
Bu eleştiriler, Trump'ın ikinci döneminin ilk yılında zaten dalgalı seyreden transatlantik ilişkilerde İran dosyasının yeni bir gerilim başlığına dönüşebileceği yorumlarını güçlendirdi.
Ortaya çıkan tablo, diğer yandan AB'nin küresel krizlerdeki rolüne ilişkin eski tartışmaları yeniden alevlendirdi.
İlerleyen günlerde İran'ın olası yeni adımları, enerji piyasalarındaki dalgalanma ve ABD'nin Avrupa'dan beklentilerinin tonu, transatlantik hattın seyrini belirleyecek başlıca unsurlar olarak görülüyor.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!