Kısaca
- Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Türk kıta sahanlığında yapmayı planladığı denizaltı kablo projesi araştırması için Türkiye'nin müdahalesiyle izin almak zorunda kaldı.
- Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına yönelik kararlı tutumu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) bölgedeki faaliyetlerini yeniden şekillendirmesine yol açtı.
- Rum tarafının Türk kıta sahanlığı içerisinde izinsiz gerçekleştirmeyi planladığı denizaltı kablo projesi araştırması, Ankara’nın yayımladığı karşı NAVTEX hamlesiyle durduruldu.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına yönelik kararlı tutumu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) bölgedeki faaliyetlerini yeniden şekillendirmesine yol açtı. Rum tarafının Türk kıta sahanlığı içerisinde izinsiz gerçekleştirmeyi planladığı denizaltı kablo projesi araştırması, Ankara’nın yayımladığı karşı NAVTEX hamlesiyle durduruldu. Sürecin sonunda GKRY, söz konusu jeofizik araştırma faaliyetlerini Türk makamlarının koordinasyonu ve izniyle yürütmeyi kabul etti.
GKRY'nin NAVTEX duyurusuna Türkiye'den nasıl müdahale edildi?
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 15 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı NAVTEX duyurusu ile Kıbrıs’ın batısında "East to Med Corridor" (EMC) denizaltı kablo projesi kapsamında jeofizik araştırma yapacağını ilan etmişti. Türkiye, söz konusu sahanın Türk kıta sahanlığı sınırları içerisinde kaldığını tespit ederek, 16 Ekim 2026 tarihinde anında karşı bir NAVTEX yayımladı. Bu müdahale, bölgedeki faaliyetlerin Türkiye’nin bilgisi ve izni dışında yapılamayacağını hukuki olarak tescil etti.
Denizaltı kablo projesinde koordinasyon süreci nasıl işledi?
Türkiye’nin kararlı duruşunun ardından Rum tarafı, "izin almayacağız" tezinden vazgeçerek yeni bir NAVTEX duyurusu yayımlamak zorunda kaldı. Proje sahibi EMC Subsea Cable Company Ltd. ve gemi operatörü Hollanda merkezli Fugro N.V. firması, faaliyetlerini yetkili Türk makamlarıyla koordine ederek yeniden planladı. Türkiye tarafından yapılan bilgilendirmede, jeofizik araştırma çalışmalarına bu koordinasyon çerçevesinde resmen izin verildiği açıklandı.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 15 Ekim 2026'da ilan ettiği denizaltı kablo projesi araştırmasını, Türkiye'nin 16 Ekim 2026'da yayımladığı karşı NAVTEX ile Türk kıta sahanlığı sınırları içerisinde olması nedeniyle durdurmak zorunda kaldı. Ankara'nın müdahalesiyle birlikte proje sahibi firmalar, faaliyetlerini Türk makamlarının koordinasyonuna tabi kılarak yasal süreci tamamladı ve gerekli izinleri aldı.
Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları, uluslararası hukuk ve Türkiye'nin kıta sahanlığı hakları, bölgedeki tüm denizcilik ve araştırma faaliyetlerinin temelini oluşturmaktadır. Benzer projelerde veya bölgedeki faaliyetlerde, ilgili kurumların Türk makamları ile koordinasyon sağlaması, deniz güvenliği ve hukuki statünün korunması açısından zorunlu bir prosedür olarak uygulanmaktadır. 
Çıkarılacak sonuç
Yaşanan bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı haklarını koruma konusundaki kararlılığının, uluslararası şirketler ve bölgesel aktörler üzerinde caydırıcı bir etki yarattığını göstermektedir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tek taraflı faaliyet yürütme çabasının, Türkiye'nin hukuki müdahalesiyle sonuçsuz kalması, bölgedeki statükonun Ankara'nın onayı olmaksızın değiştirilemeyeceğini kanıtlamıştır.
Ayrıca, Hollanda merkezli Fugro N.V. gibi uluslararası firmaların, Türkiye'nin itirazı sonrası faaliyetlerini Türk makamları ile koordine etmeyi kabul etmesi, Türkiye'nin bölgedeki yetki alanlarına yönelik hukuki tezlerinin uluslararası denizcilik faaliyetlerinde fiilen kabul gördüğünü ortaya koymaktadır.
Muhtemel etkiler
Bu durumun, gelecekte Doğu Akdeniz'de gerçekleştirilmesi planlanan benzer enerji ve altyapı projelerinde, ilgili tarafların Türkiye ile önceden koordinasyon kurma eğilimini artırması beklenebilir. Türkiye'nin bu tutumu, bölgedeki diğer aktörlerin tek taraflı hamlelerini sınırlandırarak, daha şeffaf ve hukuki zemine oturan bir iş birliği modelini zorunlu kılabilir.
Öte yandan, projenin devamı için Türkiye'nin izninin alınmış olması, bölgedeki denizaltı kablo ve enerji hatlarının güvenliği açısından Ankara'nın denetleyici rolünü pekiştirebilir. Bu gelişme, bölgedeki gerilimin yönetilmesi ve faaliyetlerin uluslararası hukuka uygun şekilde sürdürülmesi noktasında bir örnek teşkil edebilir.
Kaynak: Haber7
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!