İsrail "Sonsuz Savaş" Sarmalında Yalnızlaşırken Türkiye Bölgesel Güç Olarak Öne Çıkıyor
İsrailli uzman Shaiel Ben-Ephraim ve Dr. Selim Han Yeniacun, Tel Aviv'in agresif politikaları nedeniyle yalnızlaştığını, Türkiye'nin ise parladığını açıkladı.
İsrail’in Orta Doğu’yu ateşe veren agresif askeri politikaları, ülkeyi uluslararası arenada derin bir yalnızlığa sürüklüyor. Uzmanlar, Tel Aviv yönetiminin "sonsuz savaş" olarak nitelendirilen bu stratejisinin müttefiki ABD ile olan ilişkilerini tarihin en kritik krizine soktuğunu belirtirken, Türkiye’nin bölgesel istikrarın kurucu aktörü olarak öne çıktığını vurguluyor.
İsrail ordusunun eski çalışanlarından Orta Doğu analisti Shaiel Ben-Ephraim, İsrail’in bölgesel saldırılarının tesadüfi olmadığını, aksine kendi kendini besleyen ve sürekli kılınan "sonsuz bir savaş" konseptiyle tasarlandığını kaydetti.

Bu stratejinin arkasındaki temel dinamiklerden birinin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun siyasi geleceği olduğunu belirten Ben-Ephraim, Netanyahu’nun kendi kaderini savaşın sürdürülmesine endekslediğini ifade etti. Uzman, "7 Ekim saldırıları Netanyahu için devasa bir güvenlik zafiyeti ve başarısızlıktı. 'Bay Güvenlik' imajını tazelemek ve kamuoyunu bu fiyaskonun sonuçlarından uzaklaştırmak adına sürekli bir korku iklimi ve yapay gündemler yaratmak zorunda kaldı" dedi.
Ben-Ephraim, İsrail savunma bürokrasisinin her sorunu kaba kuvvetle çözme refleksine sahip olduğunu ve Netanyahu'nun bu eğilimi tamamen serbest bıraktığını dile getirdi. Bu süreçte ne Dışişleri Bakanlığı gibi diplomatik mekanizmaların ne de geleneksel ABD baskısının frenleyici bir rol oynayamadığına dikkat çekti. Filistin topraklarını gasbeden aşırı sağcı yerleşimcilerin güçlü bir lobi oluşturduğunu ifade eden uzman, savaşın bu gruplar tarafından yeni işgal alanları yaratmak için bir fırsat olarak görüldüğünü; Batı Şeria’nın ardından Gazze, Lübnan ve Suriye’ye de yerleşmeyi hedefleyen mesiyanik bir ajandanın devrede olduğunu aktardı.
ABD Kamuoyunda İsrail Desteği Hızla Eriyor
Washington ve Tel Aviv hattındaki ilişkilerin tarihsel olarak en sancılı dönemden geçtiğini belirten Ben-Ephraim, Amerikan toplumundaki paradigma değişimine dikkat çekti. ABD kamuoyunun önemli bir kesiminin İsrail'in savaş suçları işlediğini, hatta soykırım yaptığını düşündüğünü vurgulayan uzman, askeri yardımların kesilmesi yönündeki taleplerin her geçen gün arttığını söyledi. Ben-Ephraim, "İsrail algı savaşını kaybetti. Gelecekte ABD'nin silah sevkiyatını tamamen durduracağı bir döneme doğru ilerliyoruz. İsrail'e koşulsuz hareket alanı sağlayan o açık çek artık masada değil" öngörüsünde bulundu.
Demokrat Parti içerisindeki dönüşüme değinen uzman, parti tabanında yükselen İsrail karşıtı seslerin yönetim tarafından da kabul görmeye başladığını, Abdul El-Sayed ve New York Belediye Meclis Üyesi Zohran Mamdani gibi isimlerin partide zemin kazandığını belirtti. Benzer şekilde Cumhuriyetçi Parti içinde de J.D. Vance’in temsil ettiği ve dış müdahalelere mesafeli duran, İsrail’e sınırsız desteği sorgulayan yeni bir muhafazakar kanadın güçlendiğini ifade etti.
İsrail Siyasetinde "Irkçılık" Nedeniyle Muhalefet Birleşemiyor
İsrail’de ekim ayında yapılması öngörülen seçimlere ilişkin analizlerde bulunan Ben-Ephraim, Netanyahu’nun anketlerde ciddi oy kaybettiğini ancak muhalefetin de hükümet kuracak çoğunluğa ulaşmakta zorlanacağını belirtti. İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için 60 sandalyenin üzerinde istikrarlı bir koalisyon gerektiğini hatırlatan analist, muhalefet partilerinin kendi aralarındaki ırkçı yaklaşımlar nedeniyle Arap partileriyle ortaklık kuramadığını söyledi.
Toplamda 11 milletvekili çıkarması beklenen iki büyük Arap partisinin muhalefet koalisyonuna katılması durumunda 70 sandalyelik güçlü bir blok oluşabileceğini ifade eden Ben-Ephraim, bu noktada Netanyahu’nun taktiksel dehasını konuşturarak eski Likud milletvekili Gilad Erdan gibi isimlerin ayrı partiler kurmasını teşvik ettiğini ve bu yolla sağ oyları konsolide etmeyi planladığını belirtti.
Tel Aviv’in bölgesel normalleşme fırsatlarını kendi elleriyle yok ettiğini savunan Ben-Ephraim, İran’a karşı yürütülen agresif siyasetin ABD’nin Orta Doğu’daki nüfuzuna da darbe vurduğunu söyledi. Bu bağlamda bölgesel dengelerin değiştiğini belirten uzman, "Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki savunma iş birliği mutabakatı olağanüstü bir gelişmedir. Bölgesel istikrar için yerel aktörlerin inisiyatif alması Türkiye açısından muazzam bir diplomatik başarıdır" değerlendirmesini yaptı.
Begin Doktrini ve Aşırı Sağın Hükümet Kıskacı
Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Selim Han Yeniacun da İsrail’in çıkmaza giren "sonsuz savaş" politikasını iç ve dış dinamikler üzerinden analiz etti. Yeniacun, Netanyahu liderliğindeki Likud partisinin, iktidarını koruyabilmek adına Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich gibi aşırı sağcı, ırkçı figürlerin esiri konumuna geldiğini vurguladı.
İsrail’in güvenlik stratejisinin tarihsel olarak David Ben-Gurion’un "çevreleme" politikasından, tehdit unsurlarına karşı önleyici ve yıkıcı saldırıları öngören "Begin doktrini"ne evrildiğini belirten Yeniacun, Gazze’de yaşanan soykırımın Amerikan kamuoyunda ve hatta ABD'deki Yahudi diasporasında derin kırılmalara yol açtığını kaydetti. Yeniacun, İsrail’in bu saldırgan tutumunun ABD’nin bölgedeki uzun vadeli çıkarlarını sabote ettiğini ifade etti.
Olası bir erken seçimde Netanyahu’nun yeniden iktidara gelmesi durumunda, kurulacak yeni koalisyonun mevcut hükümetten çok daha şedit, baskıcı ve soykırımcı bir karakter sergileyeceği uyarısında bulunan Yeniacun, İsrail’in hem bölgesel müttefiklerinden hem de küresel ortaklarından hızla izole olduğunu belirtti.
İsrail’in bölgede "mahallenin huzursuzluk çıkaran şımarık çocuğu" gibi hareket ettiğini ifade eden Yeniacun, buna karşın Türkiye’nin jeostratejik ağırlığı ve yapıcı diplomasisiyle bölge ülkelerini etrafında kenetleyen bir cazibe merkezi haline geldiğini sözlerine ekledi.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!