Kısaca
- Kahramanmaraş'ta kuvözde şiddete uğrayan bebekle ilgili Adli Tıp Üst Kurulu raporu, darp ile nörolojik tablo arasında illiyet bağı kurulamadığını belirtti.
- Güvenlik kameralarına yansıyan 14 dakikalık görüntülerde, hemşirenin bebeğin başına vurduğu ve bacağını sıktığı tespit edilmişti.
- Daha önce tutuklanan Bağrıyanık'ın yargılandığı davada, farklı raporlar arasındaki çelişkiler nedeniyle dosya Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu'na gönderilmişti.
Kahramanmaraş'ta 26 Mayıs 2021 tarihinde, KSÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Deniz Esin Bozoklar'a hemşire Hazel Dırık Bağrıyanık tarafından şiddet uygulandığı iddiasıyla açılan davada yeni bir gelişme yaşandı. Güvenlik kameralarına yansıyan 14 dakikalık görüntülerde, hemşirenin bebeğin başına vurduğu ve bacağını sıktığı tespit edilmişti. Daha önce tutuklanan Bağrıyanık'ın yargılandığı davada, farklı raporlar arasındaki çelişkiler nedeniyle dosya Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu'na gönderilmişti.
Adli Tıp Üst Kurulu raporunda neler yer alıyor?
45 kişilik Adli Tıp Üst Kurulu tarafından hazırlanan oy birliğiyle alınan raporda, hemşirenin bebeğe yönelik künt travmatik eylemlerde bulunduğu ve sol femur şaft kırığına sebebiyet verdiği doğrulandı. Ancak raporda, bebeğin yaşadığı nörolojik tablo ile hemşirenin eylemleri arasında tıbbi bir illiyet bağı kurulamadığı ifade edildi. Kurul, söz konusu nörolojik durumun prematüre bebeklerde beklenen bir gelişme olduğunu ve olay tarihinde kafa içi kanama veya kırık bulgusuna rastlanmadığını belirtti.
Aile üyeleri rapordaki çelişkilere neden tepkili?
Baba Abdullah Bozoklar, raporun kendi içinde çelişkili olduğunu belirterek, şiddetin ve bacak kırığının kabul edilmesine rağmen illiyet bağının reddedilmesini "dalga geçer gibi" şeklinde nitelendirdi. Anne Sema Bozoklar ise olay tarihinde bebeğe MR çekilmemiş olmasının sorumluluğunun aileye veya bebeğe yüklenemeyeceğini savunarak, hastane yönetimindeki sorumluların araştırılması gerektiğini vurguladı.
Deniz Esin Bozoklar'ın 2021 yılında kuvözde maruz kaldığı şiddet olayına ilişkin dava süreci, Adli Tıp Üst Kurulu'nun hemşire Hazel Dırık Bağrıyanık'ın eylemleri ile bebeğin sağlık durumu arasında doğrudan bir bağ kurulamadığını belirten raporuyla yeni bir boyuta taşındı. Mahkeme, tarafların itirazları ve rapor doğrultusunda yargılamayı sürdürüyor.
Hukuki süreçte mahkemeler, Adli Tıp Kurumu'ndan gelen raporları delil olarak değerlendirerek karar vermektedir. Tarafların raporlara itiraz etme, ek rapor talep etme veya farklı bilirkişi incelemeleri isteme hakları bulunmaktadır. Dava, kasten yaralama suçlaması çerçevesinde mahkeme tarafından karara bağlanacaktır.
Çıkarılacak sonuç
Adli Tıp Üst Kurulu'nun raporu, fiziksel travmanın varlığını kabul etse de, bu travmanın bebeğin uzun vadeli nörolojik sorunlarına doğrudan neden olduğunu kanıtlayamamıştır. Bu durum, tıbbi ihmal ve adli tıp değerlendirmelerinin, özellikle prematüre bebeklerin hassas sağlık geçmişleri söz konusu olduğunda ne kadar karmaşık bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır.
Ailelerin adalet arayışında karşılaştıkları bu tür teknik raporlar, mağduriyetin giderilmesi noktasında kamuoyunda tartışmalara yol açmaktadır. Raporun, şiddet eylemini doğrulamasına karşın tıbbi sonuçlar üzerinde bir bağ kuramaması, yargı sürecinin nasıl ilerleyeceği konusunda belirsizlik yaratmaktadır.
Muhtemel etkiler
Bu rapor, hemşire Hazel Dırık Bağrıyanık hakkındaki ceza yargılamasının seyrini doğrudan etkileyebilir. Mahkemenin, illiyet bağı kurulamadığı yönündeki bu mütalaayı esas alması durumunda, sanık hakkındaki ceza talebi ve suçun vasfı yeniden değerlendirilebilir.
Ayrıca, benzer sağlıkta şiddet vakalarında hastanelerin sorumluluğuna ve tanı süreçlerine yönelik denetimlerin artırılması beklenebilir. Ailenin MR çekilmemesine yönelik eleştirileri, hastanelerin yoğun bakım ünitelerindeki takip protokollerinin daha şeffaf ve titiz olması gerektiği yönünde bir kamuoyu beklentisi oluşturabilir.
Kaynak: Milliyet
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!