Türkiye Ekonomisinde Kesintisiz Büyüme Serisi 24 Çeyreğe Ulaştı: Uzmanlardan Kritik Uyarılar
Türkiye ekonomisi 2026'nın ikinci çeyreğinde yüzde 2,3 büyüyerek üst üste 24 çeyreklik büyüme serisini sürdürdü. Ekonomistler büyümedeki kırılganlıklara dikkat çekti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye ekonomisi 2026 yılının ikinci çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 2,3 oranında bir büyüme kaydetti. Bu sonuçla birlikte Türkiye, ekonomik aktivitedeki kesintisiz büyüme serisini üst üste 24. çeyreğe taşımış oldu. Piyasa dinamiklerini değerlendiren uzmanlar, büyümenin devam etmesine karşın kontrollü bir yavaşlama süreci ve sektörler arasında belirgin ayrışmalar yaşandığına dikkat çekiyor.
Kocaeli Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu ve Ekonomist Şevket Sayılgan, mevcut ekonomik tabloyu, yatırım iştahını ve gelecek dönem senaryolarını analiz ederek önemli uyarılarda bulundu.
Dezenflasyon Süreciyle Uyumlu Dengeli Bir Yavaşlama
Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu, son Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verilerinin, uygulanan dezenflasyonist politikalarla uyumlu, kontrollü bir yavaşlama eğilimini teyit ettiğini belirtti. Yıllık bazda potansiyelin altında kalınsa da dengeli bir büyüme patikasının korunduğunu ifade eden Soylu, bir önceki çeyrekte görülen ivme kaybının ardından çeyreklik bazda kaydedilen toparlanmanın, ekonomik aktivitenin dipten dönüş çabası olduğunu aktardı.
Tüketim harcamalarının hâlâ büyümenin ana motoru olduğunu vurgulayan Soylu, mali disiplin ve tasarruf tedbirleri sayesinde kamu harcamalarında yaşanan daralmanın para politikasındaki sıkılaşmayı desteklediğini dile getirdi.

Makroekonomik dengelerdeki en hassas noktanın sermaye yatırımlarında yaşandığını belirten Soylu, yüksek finansman maliyetleri ve belirsizliklerin üreticinin kapasite artırma iştahını baskıladığını söyledi. Sektörel bazda tarım ve bilişimin öne çıktığını, buna karşın sıkı para politikasına duyarlı olan inşaat sektörünün yüzde 1,9 daralarak negatif ayrıştığını ifade etti. Soylu, üretim ve verimlilik reformlarının acilen devreye sokulmaması halinde, mevcut dengelenme sürecinin yapısal bir stagflasyon tuzağına dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Sektörler Arasındaki Keskin Ayrışma ve Kırılgan Yapı
Ekonomist Şevket Sayılgan ise büyüme verilerinin ilk bakışta olumlu görünse de detaylarda ciddi kırılganlıklar barındırdığını ifade etti. 2026'nın ikinci çeyreğinde ekonominin yıllık yüzde 2,3, çeyreklik bazda ise mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak yüzde 1,1 büyüdüğünü belirten Sayılgan, büyüme hızındaki yavaşlamanın sürdüğünü vurguladı.
Cari fiyatlarla GSYH'nin yaklaşık 19,87 trilyon TL'ye ulaştığını kaydeden Sayılgan, sanayinin payının yüzde 18,6, imalat sanayinin payının yüzde 15,8 ve hizmetler sektörünün payının yüzde 24,5 olduğunu belirtti. Yüksek enflasyon ortamında nominal büyüklüklerin hızla artmasının reel ekonomik dinamizm ile karıştırılmaması gerektiğinin altını çizdi.

Reel büyüme oranlarının sektörel dağılımına dikkat çeken Sayılgan, şu verileri paylaştı:
Tarım yüzde 13,3, bilgi ve iletişim yüzde 8,6, sanayi yüzde 2,4, imalat sanayi yüzde 2,4, finans ve sigorta yüzde 2,1 büyürken; ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yalnızca yüzde 0,5 büyüme kaydedebildi. İnşaat sektörü ise yüzde 1,9 küçüldü. Sayılgan, büyümenin genele yayılmadığını ve sektörler arasında derin bir uçurum oluştuğunu belirtti.

2026 Yılı Sonu İçin Üç Farklı Büyüme Senaryosu
Yılın ilk yarısında gerçekleşen ortalama yüzde 2,5'lik büyümenin ardından, Orta Vadeli Program (OVP) hedefi olan yüzde 3,8'e ulaşmanın oldukça zorlaştığını ifade eden Şevket Sayılgan, 2026 yılının tamamı için üç olası senaryo paylaştı:

Sayılgan'ın analizine göre senaryolar şu şekilde şekilleniyor:
Olumlu Senaryo (Yüzde 3,2 – 3,5): Enflasyonun hızla düşmesi, faizlerin gevşemesi, ihracat ve tüketimin toparlanması durumunda geçerli olacak.
Baz Senaryo (Yüzde 2,6 – 3,0): Mevcut sıkılaşma adımlarının ve ılımlı iç talebin devam etmesi durumunda gerçekleşmesi en muhtemel senaryo olarak öne çıkıyor.
Riskli Senaryo (Yüzde 1,8 – 2,3): Enerji şokları, dış talep zayıflığı ve kredi sıkışıklığının bir araya gelmesiyle tetiklenebilecek riskli durumu ifade ediyor.
Türkiye ekonomisinin bir resesyonda olmadığını ancak gaz pedalından ayağını çektiğini belirten Sayılgan, şirketlerin bu süreçte yüksek cirodan ziyade nakit akışı yönetimine, düşük borçluluğa ve finansman giderlerini minimumda tutmaya odaklanması gerektiğini tavsiye etti.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!