Türkiye, Küresel Enerji Koridorunda Güvenli Bir Liman Olarak Yükseliyor
Türkiye, stratejik konumu ve enerji altyapısıyla küresel enerji koridorunda güvenli bir liman olarak ön plana çıkıyor.
ABD ve İran arasında artan askeri tansiyon, Hürmüz Boğazı'nın neredeyse gemi geçişine kapanmasına yol açarak küresel enerji akışında yeni rotalar arayışını zorunlu hale getirdi.
Her gün yaklaşık 20 milyon varil petrolün ve dünya sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yüzde 20'sinin geçtiği bu önemli su yolunun kapanması, gözlerin Türkiye'nin stratejik konumuna çevrilmesine neden oldu.
Dünya Enerji Konseyi (DEK) Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ertürk, Antalya'da düzenlenen "Enerji Piyasalarında Regülasyon ve Rekabet Zirvesi"nde Anadolu Ajansı'na Türkiye'nin küresel enerji güvenliğindeki rolünü ve son gelişmeleri anlattı.
Ertürk, Hürmüz Boğazı'ndaki krizin deniz yollarının ne kadar hassas olduğunu gösterdiğini belirterek, Türkiye'nin mevcut altyapısı ve boru hattı ağları sayesinde artık küresel enerji mimarisinde "önemli bir güvenli liman" statüsüne geldiğini ifade etti.
Türkiye'nin petrol, doğal gaz ve elektrik konularında bölge ve Körfez ülkeleriyle uzun süredir devam eden altyapı çalışmalarını hatırlatan Ertürk, "Bu kriz bize bu alanda daha hızlı adım atılması gerektiğini gösterdi. Hürmüz Boğazı sorunu kısa vadede çözülebilir, ancak sıcak savaşlar, ticaret savaşları ve bölgesel çatışmalar devam etmeye aday görünüyor." dedi.
Ertürk, Türkiye'nin enerji arz güvenliğindeki rolünün sadece bir köprü olmanın ötesine geçtiğini belirterek, "20 yıldan fazla süredir Türkiye'nin doğusundaki enerji kaynakları ile batısındaki enerjiye aç Avrupa arasında bir köprü olup olmadığı tartışılıyor. Türkiye artık sadece bir köprü değil, bu enerjinin fiyatının belirlendiği bir merkez olma yolunda hızla ilerliyor. Türkiye'nin bu rolünün hem kaynak zengini Doğu hem de enerjiye muhtaç Batı için ne kadar kritik olduğu bugün daha da belirginleşmiştir." şeklinde konuştu.
Ertürk, Türkiye'nin boru hatlarıyla petrol taşımacılığında üstlenebileceği rol hakkında ise şunları söyledi:
"Türkiye, boru hatlarıyla Irak ve Körfez ülkelerinin petrolünü dünyaya sunmada kilit bir rol üstlenebilir. Basra'dan gelecek ham petrolün mevcut Kerkük-Yumurtalık boru hattına entegre edilmesi hızlı bir şekilde gerçekleştirilebilir. Ancak diğer Körfez ülkelerinin kaynaklarının Türkiye üzerinden dünyaya sunulması için de bir model hızlıca geliştirilebilir."
Dünya enerji piyasasındaki sevkiyat risklerine dikkat çeken Ertürk, Katar-Türkiye hattı hakkında da, "Bugün dünya LNG pazarının yüzde 20'si Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor ve Türkiye burada da bir boru hattı alternatifiyle öne çıkıyor. Uzun süredir konuşulan bir proje var. Doğal gaz zengini Katar'dan Türkiye'ye doğru gelecek boru hattıyla bu sorun büyük ölçüde aşılabilir." dedi.
Enerji dönüşümünde "yeşil molekül" olarak bilinen hidrojenin kritik rol üstleneceğini belirten Ertürk, Türkiye'nin bu yeni pazarda sadece geçiş noktası değil, aynı zamanda teknoloji ve üretimle önemli bir kaynak olabileceğini açıkladı.
Ertürk, hidrojenin üretim ve teknoloji maliyetlerinin halen yüksek olduğunu, ancak zamanla ucuzladığını belirterek, "Körfez ülkelerinde veya Avrupa'dan uzak bölgelerde yenilenebilir enerjiyle hidrojen üretip Avrupa'ya taşıyabilirsiniz, ancak bu taşıma maliyetleri gerçekten çok yüksek. Avrupa ülkeleri tarafından yapılan çalışmalar net bir şekilde gösteriyor ki hidrojen tedarikinin Türkiye üzerinden yapılması, her açıdan daha avantajlı bir seçimdir. Türkiye, hidrojen teknolojisine yönelik yatırımlarıyla bu alanda öne çıkabilir." dedi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 2035 yılı için belirlediği 120 bin megavatlık yenilenebilir enerji kapasite hedefini değerlendiren Ertürk, bu hedefe rahatlıkla ulaşılabileceğini ve gerçekçi olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 Zirvesi'ne dikkat çeken Ertürk, bu süreçte çok daha büyük hedeflerin gündeme gelebileceğini belirterek "Enerji Bakanımızın Kongre'de belirttiği üzere, COP31 Zirvesi'nde Cumhurbaşkanımız yeni hedefimizi açıklayacak." dedi.
Ertürk, Türkiye'nin yenilenebilir enerjide 40 bin megavatı aşan kurulu gücü ve devam eden on binlerce megavatlık proje stoku ile ciddi bir yenilenebilir enerji piyasasına sahip olduğunu, önümüzdeki 10 yılda mevcut kapasitenin üzerine 100 bin megavatlık ekleme yapılabileceğini söyledi.
Türkiye'nin elektrik şebekesinin Avrupa ile entegre çalıştığını belirten Ertürk, "Üretilecek olan yeşil enerjinin Avrupa'ya ihracatı önümüzdeki yıllarda artacak. Bu da gündemimizde olan bir konu." diye ekledi.
Ertürk, Türkiye'de piyasa gerçeklerini yansıtan, rekabetçi ve dinamik bir fiyat rejiminin oluşturulduğunu belirtti ve bu yapının Türkiye'yi yeşil enerji konusunda cazibe merkezi haline getirdiğini söyledi.
Bu durumun uluslararası finansman akışını kolaylaştıracağını öngören Ertürk, "Bu konuda uluslararası yatırımın, Dünya Bankası ve diğer uluslararası kurumlarla birlikte özel bankaların da Türkiye'ye olan ilgisini artıracağını düşünüyorum." dedi.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!