Türkiye'de Sosyal Medya Kullanımı Dünya Ortalamasını Aşıyor
Türkiye'de sosyal medya kullanımı dünya ortalamasının üzerine çıkıyor. Uzmanlar bağımlılık riskine dikkat çekiyor.
Uzmanlar, sosyal medya kullanımının artışının bağımlılık riskini yükselttiğini ve diğer bağımlılık türlerini de tetikleyebileceğini belirtiyor.
Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla sosyal medya kullanımı günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelirken, bu durum bağımlılık risklerini de gündeme getiriyor.
Özellikle gençler arasında sosyal medyanın yoğun kullanımı, psikolojik ve sosyal etkiler yaratabiliyor.
Uzmanlar, sosyal medya kullanımındaki artışın bağımlılık riskini artırdığını ve bunun diğer bağımlılık türlerini de tetikleyebileceğini vurgulayarak, sosyal medyanın yalnızca bireysel değil toplumsal düzeyde de riskler taşıdığını ifade ediyor.
Türkiye Yeşilay Cemiyeti Akademi Direktörü Hakan Çetin, AA muhabirine, Yeşilay'da bağımlılığı önlemeye yönelik çalışmalar yürüttüklerini ve Türkiye'nin bağımlılık verilerinde dünya ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi.
Türkiye Yeşilay Cemiyetinin "Türkiye Sosyal Medya Araştırma Raporu"na değinen Çetin, sosyal medyanın diğer bağımlılık türlerini tetikleyici bir etkisi olduğunu belirtti ve şunları ekledi:
"Sosyal medya bağımlılığı, literatürde tanımlanmış bir bağımlılık türü değil. Dijital oyun, kumar ve internet bağımlılıkları üzerine konuşulsa da sosyal medya henüz net bir bağımlılık türü olarak tanımlanmış değil. Dünyada haftalık ortalama 19 saatlik bir kullanım kaydedilirken Türkiye'de bu süre 25 saate çıkıyor. Bu da Türkiye'de sorunlu kullanımın daha yüksek olduğunu gösteriyor."
Çetin, raporda sosyal medyanın diğer bağımlılıklar açısından riskli olabildiğini gösteren bir bulguyu sunduklarını belirterek, "Sosyal medyanın kendi riski üzerine anlatılıyor. Raporumuzda ise tütün, alkol, uyuşturucu ve kumarla ilgili riskini ortaya koyduk. Sosyal medyada karşılaşılan reklamlar ve özendirme faaliyetleriyle kişiler bu yönlere kayabiliyor." dedi.
Sosyal medya kullanımında bağımlılığı belirlemenin yalnızca kullanım saatiyle mümkün olmadığını aktaran Çetin, kişinin işlevselliğinde değişiklik, zamansal aktarım, tolerans gelişimi veya çevresine zarar verip vermediği gibi göstergelere göre değerlendirme yapıldığını söyledi.
Yeşilay ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın yürüttüğü bağımlılıkla mücadele eğitimlerinden bahseden Çetin, 2014'ten beri Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı, 2019'dan itibaren ise Okulda Bağımlılığa Müdahale Eğitim Programı gibi eğitimler verildiğini anlattı.
Çetin, "Geldiğimiz noktada dijital okuryazarlık eğitimine çok ihtiyaç var. Bilgilendirme ve farkındalık kazandırma üzerinde duruyoruz. Raporda önerdiğimiz şeylerden biri, yaşam becerilerinin geliştirilmesi. Duygularını ve streslerini iyi yönetemeyen kişilerin sosyal medya kullanım süreleri ciddi şekilde etkileniyor." dedi.
Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı ve Okulda Bağımlılığa Müdahale Eğitim Programı ile riskli internet ve sosyal medya kullanımını önlemeye çalıştıklarını belirten Çetin, "Yeşilay Yaşam Becerileri Eğitim Programı ile ortaokul öğrencilerine karar verme, duygularını düzenleme, stres yönetimi becerileri kazandırarak bağımlı olmalarının önüne geçmeye çalışıyoruz. Eğer bağımlılık geliştiyse, Yeşilay Danışmanlık Merkezleri aracılığıyla ücretsiz internet/teknoloji bağımlılığı desteği veriyoruz." dedi.
Çetin, sosyal medyaya yönelimin temel nedeninin tespit edilmesinin kritik olduğunu vurgulayarak, "Gençlerin ve yetişkinlerin eğlence amaçlı, daha mutlu hissetmek için sosyal medyayı kullandıklarını görüyoruz. Sosyal medyaya iten nedenlerin tespiti ve buna yönelik çalışmaların yapılması daha kritik." şeklinde konuştu.
YEDAM'da Uzman Klinik Psikolog Tülin Güler, dünya genelinde haftalık internet, sosyal medya kullanım süresinin 19 saatken Türkiye'de bu sürenin 25 saat olduğunu belirtti ve "Bize başvuran danışanlarımızın internet bağımlılığının yanı sıra yüzde 30 kumar, yüzde 20'si ise tütün ve alkolle ilgili içeriklere maruz kalıyor. Bu da diğer bağımlılık türlerine açık olmaları açısından risk oluşturuyor." dedi.
Sosyal medyanın beynin haz bölgesi üzerinde etkili olduğunu ve dopamin, serotonin, endorfin gibi hormonların salgılanmasına sebep olduğunu belirten Güler, "Kişi, duygu düzenleme aracı olarak sosyal medyayı kullanıyor. Kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede birçok psikolojik probleme yol açabiliyor. Bunlar arasında depresyon, öfke, kaygı, anksiyete, asosyal olma ve özgüven sorunları bulunuyor." dedi.
Güler, sosyal medya kullanımının dikkat süresini kısaltabileceğini, odaklanma, motivasyon ve uyku problemlerine yol açabileceğini belirtti ve bunun sonucunda akademik başarı ile sosyal ilişkilerde bozulmaların görülebildiğini vurguladı.
Kişinin sosyal medya bağımlılığı olup olmadığını gözlemleyebileceğini dile getiren Güler, "Sıklıkla kullanma durumu varsa, başarısız bırakma girişimleri, kullanmadığı zamanlarda yoğun bir yoksunluk, depresyon, kaygı, endişe hissi mevcutsa ve bunlar okul, iş, aile hayatını olumsuz etkiliyorsa, internet bağımlılığı riski vardır." dedi.
Tülin Güler, sosyal medya bağımlılığı gözlemlenen kişilerin yardım alabileceğini belirterek, "Yardım kuruluşlarından, destek merkezlerinden, YEDAM'dan destek alabiliriz. Boş zaman değerlendirme, aktiviteler ve ilgi alanlarına yönlendirme desteklenebilir. Bağımlılık, düzelebilen bir hastalık. Yakınınızda veya kendinizde sorun varsa, çekinmeden 115'i arayarak bizlerden destek alabilirsiniz. Sürecimiz ücretsiz ve gizlilik esasıyla işliyor. Her şey odada kalır, kimseyle paylaşılmaz." dedi.
İstanbul'da yaşayan 36 yaşındaki D.S, YEDAM'dan aldığı destekle sosyal medya bağımlılığını yendi.
Evli ve 3 çocuk babası D.S, sosyal medyayı gündemi takip etmek ve vakit geçirmek amacıyla kullanmaya başladığını belirterek, "Zamanla duygusal boşluklarımı doldurmak için orada uzun saatler geçirdiğimi fark ettim. Yalnızlık veya boşluk anlarında sosyal medya bir kaçış ve oyalama aracı haline geldi. Kendimi ekranın içinde kaybettim." dedi.
D.S, kontrolden çıkma sürecinin 2025 yazından sonra başladığını, o dönemde psikolojik bir çöküş yaşadığını ve yalnız hissettiğini belirterek, "Yalnızlık ve anlaşılmama duygusu sosyal medyada daha çok zaman geçirmeme sebep oldu çünkü kimseyle iletişim kurmak istemiyordum. Başta bunun geçici olduğunu düşündüm ama zamanla kullanım sürem uzadı ve daha fazla yalnızlaştım. Sosyal medya, başlangıçta bir kaçış gibi görünse de beni gerçek ilişkilerden uzaklaştırdı." dedi.
Kendini sık sık suçlu ve işe yaramaz hissettiğini söyleyen D.S, "Ailemle daha kaliteli vakit geçiremiyorum. Özellikle çocuklarıma sosyal medya konusunda uyardığım şeyleri kendim uygulamadığım için örnek olamıyorum ve bu çelişki, onlara da bu alanı açmamı sağlıyor." dedi.
Yeşilay ile tanışma ve tedaviye başlama sürecini anlatan D.S, "Okul aile birliği başkanıyım. Yeşilay ekibi internet kullanımıyla ilgili bir sunum için okula geldi ve farkındalık oluştu. Daha sonra kendim arayıp randevu aldım ve sürece başladım. İlk olarak sosyal hizmet uzmanları ve psikologlarla görüştüm, çeşitli kurs önerilerinde bulundular. Gastronomi alanını seçip düzenli bir şekilde kursa gitmeye başladım. Bu sürecin çok faydalı olduğunu düşünüyorum." dedi.
D.S, "Kaçış olarak gördüğümüz bağımlılığın gerçek anlamda bir kaçış olmadığını fark ettim. Aksine yalnızlık, iletişimsizlik, hayattan kopma ve boşa geçen zaman haline geliyor. Gençlere, hayatlarını boş geçirmemelerini ve güzel anlarının değerini bilmelerini öneririm. Farkındalık kazandıkları an, mutlaka destek almalarını tavsiye ederim." dedi.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!