Türkiye'nin Pandemi Sonrası Küresel Çözümdeki Rolü Konuşuldu
Uluslararası Ekonomi Zirvesi'nde Türkiye'nin pandemi sonrası küresel çözümdeki rolü değerlendirildi. Zirvede, jeopolitik gerginlikler, küresel ticaret dengeleri ve bilgi teknolojileri pazarının büyümesi ele alındı.
Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından 2012 yılından itibaren düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026), bu yıl 15. kez önemli siyasi figürler, iş dünyasının liderleri ve akademisyenleri bir araya getiriyor.
Bu yılın teması, ‘Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası’ olarak belirlenirken, zirve Tera Finans Grubu'nun ana sponsorluğunda gerçekleştiriliyor.
Zirvenin ikinci panelinde, ‘Küresel Ticarette Yeni Dengeler ve Türkiye İçin Yol Haritası’ ele alındı. Panelin moderatörlüğünü LC Waikiki Mağazacılık Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Berna Akyüz Öğüt üstlenirken, küresel gelişmelerin Türkiye ekonomisine etkileri tartışıldı.

Şölen İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Erdoğan Çoban, son dönemde maliyet baskılarının ve küresel tedarik zincirindeki kırılmaların arttığına dikkat çekti.
Çoban, kakao fiyatlarının son iki yılda yaklaşık beş kat arttığını belirterek, “Kakaoyu 2 bin pounddan 10 bin pounda almak zorunda kaldık, bu da büyük üreticiler için ciddi bir maliyet şoku oluşturuyor. Ancak bu zorlukları etkin bir şekilde yönetiyoruz. Bu durum, gıda güvenliği açısından küresel tedarik zincirlerinin zorunluluk haline geldiğini gösteriyor” dedi.
Her sektörün kendine özgü zorlukları olduğuna değinen Çoban, Türkiye'nin üç önemli avantajına vurgu yaptı. Türkiye'nin stratejik bir lojistik konuma sahip olduğunu belirterek, Asya'dan Avrupa ve Afrika'ya sevkiyatın krizlerle birlikte 30-45 günden 2-3 aya uzadığını, ancak Türkiye'den bu bölgelere 2-3 gün içinde erişim sağlanabildiğini söyledi.
Çoban, güvenilirliğin en az maliyet kadar önemli olduğunu vurgularken, Türkiye'nin uluslararası anlaşmalar ve jeopolitik konumu sayesinde bu alanda güçlü bir pozisyona sahip olduğunu belirtti. Gıda arz güvenliği noktasında Türkiye'nin stratejik bir ortak olabileceğini ifade eden Çoban, artan korumacılık eğilimleri ve iklim değişikliğinin riskleri artırdığını dile getirdi.
Çoban, Türkiye'nin bu süreçte bölge ülkeleriyle stratejik gıda anlaşmaları yapması gerektiğine dikkat çekerek, “Türk şirketleri küresel krizlere karşı çok güçlü. Bu, büyük bir avantaj. Coğrafi konumumuzu kullanmalıyız, çünkü özellikle pandemi sonrası Türkiye bir çözüm ülkesi haline geldi. Türkiye, büyük krizleri normalleştiren bir ülke konumuna geliyor. Şölen olarak, Türkiye'nin stratejik pozisyonunu avantajımız olarak görüyoruz” dedi.

‘TALEP ARTIŞI DÜŞÜK EMİSYON KAYNAKLARIYLA KARŞILANMALI’
SHELL Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, jeopolitik gerginliklerin 1970’lerden bu yana hiç bu kadar yoğun yaşanmadığını belirtti. Erdem, “Her ülkenin ekonomisine yansıyan bir durum var. Enerjiyi farklı kaynaklardan elde etmeye çalıştıkları için fiyatlar yükseldi. Dünyanın en büyük petrol üretim ve rafinaj sistemleri var. Oradaki çalışanların güvenliği sağlanmalı. Savaşın insani boyutu var ve oradan üretilen ürünlerin dünyaya ulaştırılması gerekiyor. Başka kaynaklardaki üretimi artırma, rotaları değiştirme gibi yöntemler uygulandı ama çok etkili olmadı. Ateşkesin devamı ve kalıcı barış sağlanmasıyla körfezden geçen serbest yapıya kavuşabiliriz. Yenilenebilir enerji kaynaklarına erişim hızlı değil. Talep artışı sürecek ve bunu daha az emisyon kaynaklarıyla karşılamalıyız.” dedi.

‘KÜRESEL TİCARET KURALLARI YENİDEN YAZILIYOR’
Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, son yıllarda küresel ölçekte yaşanan kırılmalara dikkat çekti. Pandemi sonrası yeni bir ekonomik düzene geçildiğini ve mevcut savaş ortamının bu dönüşümü derinleştirdiğini vurguladı.
Küresel ticaret kurallarının yeniden yazıldığını belirten Kural, dayanıklı tüketim sektörünün bu değişimi doğrudan hissettiğini söyledi. Çalışma yapılan ülkelerde yerel regülasyonların sık sık değiştiğini, bu yerel değişimlerin küresel ticarete doğrudan yansıdığını ifade etti. Pandemi döneminde yaşanan talep patlaması ve arz sıkıntılarının ardından talebin normalleşmeye başladığını ancak bu sürecin savaşın etkileriyle yeniden sekteye uğradığını belirtti.
Cem Kural, geçmişte rekabetin Kore ve Japonya merkezli olduğunu ancak günümüzde Çin eksenine kaydığını vurguladı. Rekabetin dinamik yapısının devam edeceğini belirterek, globalleşme ile operasyonel mükemmelliğin sağlanmasının önemli olduğunu söyledi. Yapay zeka destekli verimlilik artışlarının tüm değer zincirine entegre edilmesinin kritik hale geldiğini ekledi.

‘BİLGİ VE İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ PAZARI 2026’DA 6,15 TRİLYONA ULAŞABİLİR’
Lenovo Türkiye Genel Müdürü Emre Hantaloğlu, teknolojinin günlük yaşamla daha fazla entegre hale geldiğini belirterek, küresel bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) pazarının mevcut durumu ve büyüme dinamiklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Veri merkezleri, yapay zekâ odaklı yazılımlar ve servislerin büyümenin ana itici güçleri olduğunu belirten Hantaloğlu, 2025 yılında küresel BİT pazarının yüzde 10 büyüyerek 5,5 trilyon dolara ulaştığını, 2026 yılında ise yüzde 11'lik büyümeyle 6,15 trilyon dolara çıkmasının beklendiğini ifade etti.
Türkiye özelinde bilgi teknolojileri alanında güçlü bir büyüme ivmesi yakalandığını belirten Hantaloğlu, iletişim segmenti hariç pazarın son 4-5 yılda yaklaşık iki kat büyüyerek 10 milyar dolardan 23 milyar dolar seviyesine ulaştığını söyledi. Bilgi ve iletişim teknolojileri toplam pazar büyüklüğünün 2025 yılı için resmi olarak açıklanmamış olsa da, kendi öngörüsünün yaklaşık 40 milyar dolar seviyesinde olduğunu paylaştı.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!