ABD-İsrail Hattında JD Vance Çatlağı: Washington-Tel Aviv İlişkilerinde Yeni Bir Dönem mi Başlıyor?
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın İsrail’e yönelik sert eleştirileri, Washington ile Tel Aviv arasındaki diplomatik görüş ayrılıklarını ve stratejik yol ayrımını gözler önüne seriyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın İsrail hükümetine ve bazı İsrailli yetkililere yönelik sert eleştirileri, Washington ile Tel Aviv arasındaki diplomatik koridorlarda soğuk rüzgarlar estiriyor. Filistinli siyasi analistler, Vance’ın 16 Temmuz'da yaptığı açıklamaların iki ülke arasındaki derin görüş ayrılıklarını su yüzüne çıkardığını, ancak bu durumun henüz radikal bir kopuş anlamına gelmediğini belirtiyor. Uzmanlar, Tel Aviv yönetiminin mevcut saldırgan politikalarda ısrar etmesi durumunda, ABD-İsrail ilişkilerinin kademeli olarak yeniden tanımlanacağı yeni bir sürece girilebileceğini öngörüyor.
Vance’ın Çıkışı ve ABD-İran Diplomasisindeki Hassas Dengeler
JD Vance, 16 Temmuz’da basına yansıyan açıklamalarında, bazı İsrailli yetkililerin İran ile yürütülen diplomatik müzakereleri sabote etmek amacıyla Amerikan kamuoyunu manipüle etmeye çalıştığını açıkça ifade etti. ABD dış politikasının yalnızca Washington’da şekillenmesi gerektiğinin altını çizen Vance, İran’ın nükleer silah edinmesini engelleme çabalarının, ABD’yi Orta Doğu’da ucu açık yeni bir bölgesel savaşa sürüklememesi gerektiğini savundu. Bu sert çıkış, iki müttefik arasında İran konusunda yaşanan gerilimin zirve yaptığı bir döneme denk geldi.
Hatırlanacağı üzere, ABD ile İran arasında 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğunda yürütülen bu süreç, taraflar arasında ateşkes sağlanmasını ve 28 Şubat’ta ABD ile İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonların sonlandırılmasını hedefliyordu. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın 7 Temmuz’da Hürmüz Boğazı’ndan geçen 3 gemiye müdahale etmesinin ardından, 8 Temmuz’da ateşkesin fiilen sona erdiğini ilan etmiş ve Washington yönetimi İran’daki belirli askeri hedeflere yönelik hava harekatları düzenlemişti.
İsrail’in Washington’daki Geleneksel Lobi Gücü Aşınıyor mu?
İsrail uzmanı Haldun el-Bergusi, Vance’ın bu açıklamalarının anlık bir tepki olmadığını, aksine onun uzun süredir savunduğu "askeri müdahaleleri azaltma" ve "önce Amerika" doktriniyle tamamen örtüştüğünü vurguluyor. Bergusi’ye göre, ABD’nin denizaşırı savaşlara dahil olmasına karşı çıkan bu yaklaşım, Washington’ı kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye alışkın olan İsrail’in geleneksel stratejisiyle doğrudan çelişiyor. Vance’ın gelecekte başkanlığa aday olabileceğine yönelik senaryolar ise Tel Aviv’de ciddi bir endişe kaynağı oluşturuyor.
Demokrat Parti içerisinde de İsrail’ye yönelik eleştirilerin dozunun arttığını belirten Bergusi, İsrail’in Vance’ı siyasi olarak yıpratmak amacıyla erken bir kampanya başlattığına dikkat çekiyor. Ancak Bergusi, tüm bu sarsıntılara rağmen iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın temel sütunlarının henüz yıkılmadığını ifade ediyor: "Trump yönetimi, geçmiş dönemlerle kıyaslandığında İsrail’in tezlerine hala en yakın duran Amerikan yönetimidir." Bergusi, ilişkilerin gelecekteki seyrinin büyük oranda Trump’ın kararlarına ve Netanyahu’nun siyasi hesaplarına bağlı olacağını, Netanyahu’nun kendi geleceği ile ABD’nin İran’la uzlaşı arayışının çakışması durumunda eşi benzeri görülmemiş bir krizin kapıda olduğunu ekliyor.
Netanyahu’nun Siyasi Tercihleri ve İki Partili Desteğin Kaybı
Bir diğer uzman İsmet Mansur ise sorunun sadece Vance’ın şahsi görüşlerinden ibaret olmadığını, Binyamin Netanyahu hükümetinin izlediği aşırı politikaların Amerikan toplumunun geniş kesimleriyle olan bağı kopardığını belirtiyor. Mansur, Netanyahu’nun ABD ile ilişkileri kendi kişisel ve siyasi bekası için araçsallaştırmasının, Amerikan karar alıcı mekanizmalarında büyük bir rahatsızlık yarattığını dile getiriyor.
Özellikle Netanyahu’nun Cumhuriyetçi Parti ile kurduğu asimetrik ve yakın ilişki, Demokrat Parti tabanındaki geleneksel İsrail desteğini ciddi şekilde erozyona uğrattı. Mansur, Gazze’deki savaşın uzaması, somut bir barış vizyonunun sunulamaması ve Tel Aviv’in kullandığı sert retoriğin Amerikan kamuoyundaki İsrail imajını kalıcı olarak zedelediğini vurguluyor. Mansur’a göre, "İsrail, Washington’daki en büyük gücü olan iki partili desteği kaybetme riskiyle karşı karşıya ve bu durum stratejik bir güvenlik açığı yaratıyor."
"Amerika’nın Sırtındaki Yük": İsrail Politikalarında Paradigma Değişimi
Yebus Araştırmalar Merkezi Müdürü Süleyman Beşarat, yaşanan bu süreci ABD kamuoyunda ve devlet kademelerinde İsrail’e yönelik kademeli bir algı değişiminin başlangıcı olarak yorumluyor. İsrail’in Gazze, Lübnan ve İran cephelerinde deklare ettiği askeri hedeflere ulaşamamasının, bu cephelerin açık kalmasına ve dolayısıyla ABD’nin küresel çıkarları için yönetilmesi zor krizler üretmesine neden olduğunu savunuyor.
Beşarat, "Washington’da artık İsrail’in Amerikan çıkarlarını koruyan bir müttefik olmaktan çıkıp, bu çıkarlara yük olmaya başladığı yönündeki kanaat giderek zemin kazanıyor" değerlendirmesinde bulunuyor. ABD’nin, İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan eylemlerini savunmakta her geçen gün daha fazla zorlandığını belirten Beşarat, Vance’ın "Bana saldıranların cehenneme kadar yolu var" şeklindeki sert çıkışının, Amerikan siyasetinde İsrail lobisinin sınırlarını çizme arayışının somut bir yansıması olduğunu ifade ediyor.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!