Alman Hükümetini Sarsan Enerji Krizi: Yüksek Elektrik Faturaları Aşırı Sağcı AfD'yi Nasıl Güçlendirdi?
Almanya'da yapılan yeni bir araştırma, 2022-2023 enerji krizinde artan elektrik faturalarının aşırı sağcı AfD'ye olan desteği nasıl tırmandırdığını gözler önüne serdi.
Almanya'da son yıllarda yaşanan siyasi dalgalanmaların arkasındaki ekonomik dinamikler mercek altına alındı. Münih Üniversitesi Ekonomik Araştırmalar Merkezi (CESifo) tarafından temmuz ayında yayımlanan kapsamlı bir araştırma, ülkenin 2022-2023 yıllarında mücadele ettiği enerji krizinin sandığa yansıyan çarpıcı siyasi sonuçlarını ortaya koydu. Bilimsel veriler, beklenmedik şekilde tırmanan enerji maliyetlerinin, seçmenlerin geleneksel ana akım partilere olan güvenini ciddi şekilde zedelediğini gösteriyor.
Araştırma sonuçlarına göre, enerji faturalarının yükü altında ezilen seçmenler, daha düşük enerji maliyetleri vadeden ve Rusya'ya yönelik enerji yaptırımlarına açıkça karşı çıkan aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisine yöneldi. Bu durum, AfD'nin son dönemdeki yükselişinin arkasındaki en somut ekonomik gerekçelerden biri olarak değerlendiriliyor.

Elektrik Faturalarındaki Artış Siyasi Dengeleri Nasıl Değiştirdi?
Araştırma, yüksek elektrik maliyeti artışına doğrudan maruz kalan hanelerde AfD'ye olan desteğin kalıcı bir şekilde yükseldiğini belgeliyor. Siyasi yelpazedeki diğer partilerde benzer bir oy artışı gözlemlenmezken, hükümet ortağı Yeşiller Partisi ise bu süreçten en zararlı çıkan oluşum oldu. Özellikle ortalamanın üzerinde elektrik faturası artışı yaşayan seçmen gruplarında Yeşiller'e olan desteğin belirgin şekilde gerilediği saptandı.
Söz konusu dönemde, toptan elektrik piyasalarındaki fiyatlar 2023 yılında düşüş eğilimine girse de bu durum perakende fiyatlara yansımadı. Araştırmaya göre, ortalama perakende elektrik fiyatları yüzde 25 ila 30 oranında artış gösterdi. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın patlak vermesinin ardından perakende elektrik fiyatları kilovatsaat başına 0,45 avroya ulaşarak savaş öncesine göre yüzde 42'lik rekor bir artış kaydetti. Araştırmada "ortalamanın üzerinde artış" yaşayan hane grubu, aylık elektrik avans ödemelerinde yüzde 31'in üzerinde artış görenler olarak tanımlandı.
Avrupa genelinde de benzer bir tablonun yaşandığına dikkat çekilen çalışmada, yüksek enerji maliyetleri, enflasyon ve hayat pahalılığı baskısının sağ popülist hareketlerin elini güçlendirdiği vurgulandı. Aşırı sağcı partiler, artan fiyatları ve iklim politikalarının getirdiği mali yükleri mevcut hükümetlerin ve Avrupa Birliği'nin (AB) başarısızlığı olarak lanse etmeyi başardı.

95 Milyar Avroluk Dev Devlet Desteği Neden Yetersiz Kaldı?
Alman hükümetinin kriz döneminde seçmenleri rahatlatmak adına attığı devasa adımlara rağmen bu siyasi dönüşümün engellenememesi dikkat çekici bir bulgu olarak öne çıkıyor. Federal hükümet, enerji krizinin etkilerini hafifletmek amacıyla toplam mali hacmi 95 milyar avroya ulaşan üç büyük destek paketi açıklamıştı. Bu paketler kapsamında vatandaşlara toplu ödemeler yapıldı, vergi indirimleri sağlandı ve geçici sübvansiyonlar devreye sokuldu.
Daha sonraki süreçte ise hükümet, elektrikte kilovatsaat başına 0,40 avro, doğal gazda 0,12 avro ve bölgesel ısıtmada 0,095 avro tavan fiyat sınırı uyguladı. Bu sübvansiyonlu fiyatlar, hanelerin bir önceki yılki tüketimlerinin yüzde 80'lik kısmı için geçerli kılındı. Ancak araştırmacılar, milyonlarca hanenin bu desteklerden yararlanmasına rağmen kendilerini "desteklenmiş" hissetmediklerini ortaya koydu. Bunun en büyük nedeni olarak, devlet yardımlarının doğrudan elektrik faturalarına yansıtılmaması ve hanelerin yüksek faturalar ile aldıkları kamu desteği arasında doğrudan bir bağ kuramaması gösterildi.
Yaşanılan geçici elektrik maliyeti şokunun kalıcı siyasi sonuçlar doğurduğunu belirten uzmanlar, bu şoka maruz kalan seçmenlerin yeşil dönüşüm ve iklim politikalarına olan inancının da sarsıldığını ifade ediyor. İlginç bir şekilde, elektrik fiyatlarındaki artış doğrudan iklim politikalarından kaynaklanmamış olsa bile, bu politikalara en sert muhalefeti yapan AfD'nin oylarını artırdığı görülüyor. Araştırmacılar ayrıca, bu etkinin sadece düşük gelirli hanelerle sınırlı kalmadığını, ancak Almanya'nın kendine has faturalandırma sistemi nedeniyle sonuçların diğer ülkelere doğrudan genelleyemeyeceği uyarısında bulundu.

Tarih Tekerrür mü Ediyor? Almanya'da Ekonomik Krizler ve Siyasi Radikalleşme
Almanya'nın yakın tarihi incelendiğinde, derin ekonomik krizlerin ve toplumsal refah kayıplarının aşırı sağcı ve radikal hareketlerin güç kazanması için her zaman uygun bir zemin hazırladığı görülüyor. Bu durum, günümüzdeki gelişmelerle tarihsel süreçler arasında güçlü paralellikler kurulmasına neden oluyor.
1920'lerin başında Weimar Cumhuriyeti döneminde yaşanan yıkıcı hiperenflasyon ve ekonomik istikrarsızlık, halkın demokratik kurumlara olan güvenini tamamen sarsmıştı. Ardından gelen 1929 Büyük Buhranı'nın yarattığı kitlesel işsizlik ve sosyal çöküş, Adolf Hitler liderliğindeki Nazi Partisi'nin (NSDAP) hızla tırmanarak iktidarı ele geçirmesine yol açan en önemli etken olmuştu. Günümüzde de yükselen enerji maliyetleri ve enflasyonist baskıların, benzer şekilde seçmenleri merkez siyasetten uzaklaştırarak aşırı sağ alternatiflere yönlendirdiği görülüyor.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!