Enerji Krizi ve Enflasyon: Mayıs Raporu Öncesi Kritik Değerlendirme
Küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve jeopolitik riskler, Türkiye'nin enflasyon rakamlarını etkiliyor. Uzmanlar, yapısal çözümlerin önemine dikkat çekiyor.
Dünya genelinde ABD-İran arasındaki gerginlik ve artan jeopolitik risklerin etkisi, küresel piyasalarda dalgalanmalara neden olurken, bu durum Türkiye'nin enflasyon rakamlarına da yansıdı.
Nisan ayında enflasyon aylık olarak yüzde 4,18, yıllık bazda ise yüzde 32,37 seviyesinde gerçekleşti.
Nisan ayındaki enflasyon verilerinin beklentilerin üzerinde çıkmasının arkasındaki ana etken, enerji fiyatlarındaki artış ve jeopolitik gerilimlerin oluşturduğu belirsizlik oldu.
Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki dalgalanmalar ve enerji arzına yönelik risklerin artması, maliyetlerde yukarı yönlü bir baskı yaratırken, bu durum fiyatlandırmalara da yansıdı.
Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yüksel Okşak, Nisan enflasyon verileri üzerine Haber7'ye açıklamalarda bulundu.
“KÜRESEL RİSKLERİN ETKİSİ HAFİFE ALINMAMALI”
Okşak, yalnızca iç piyasa dinamiklerinin değil, küresel enerji fiyatları ve dış şokların da enflasyon üzerindeki etkisine dikkat çekerek, mevcut enflasyon oranlarının bu faktörler göz önünde bulundurulmadan yorumlanamayacağını belirtti.
Oksak şöyle dedi: “Enerji fiyatları üzerindeki jeopolitik risklerin ekonomiye olan etkisi dikkate değer bir mali baskı yaratmaktadır.”

“ENERJİ FİYATLARI ANA BELİRLEYİCİ OLARAK ÖNE ÇIKIYOR”
Okşak, dünyanın herhangi bir bölgesinde artan gerilimlerin petrol ve doğal gaz fiyatlarına anında yansıdığını belirterek şunları söyledi: “Bu artışlar, üretimden lojistiğe, sanayiden hane halkının faturalarına kadar tüm maliyet yapısını etkiliyor.
Enerji, artık sadece yakıt ya da elektrik faturası değil; aynı zamanda gıda, lojistik, sanayi ve vatandaşın günlük yaşamındaki maliyetlerin de önemli bir parçası haline geldi.
Bu nedenle günümüz enflasyon rakamlarını yorumlarken, enerji fiyatlarındaki küresel risklerin oluşturduğu baskıyı göz ardı etmemek gerekiyor.”
“TEK YÖNLÜ TALEP MESELESİ DEĞİL”
Okşak, TÜFE’nin aylık yüzde 4,18, Yİ-ÜFE’nin ise yüzde 3,17 artmasının sadece talep kaynaklı olmadığını, maliyet ve fiyatlama davranışları açısından daha derin bir yapısal sorun olduğunu belirtti.
Okşak açıklamalarına şöyle devam etti: “Uzun süre yüksek tutulan politika faizi, teoride talebi baskılamak için kullanılsa da, Türkiye’de bu mekanizma herkes için aynı sonucu doğurmuyor. Alt gelir gruplarında satın alma gücü daralırken, yüksek faiz getirisi olan kesimlerde talepler canlı kalabiliyor.
Bu nedenle karşımızda tek yönlü bir talep sorunu değil, gelir grupları arasında ciddi bir fark var. Alt gelir grupları zorunlu harcamalarla sınırlı kalırken, üst gelir gruplarının tüketim kapasiteleri artıyor.
Bu durum, özellikle hizmetler, konut, dayanıklı tüketim, otomotiv, turizm ve bazı ithal ürün gruplarında enflasyonun daha dirençli kalmasına neden oluyor.”
Okşak, Nisan ayı enflasyon verilerinin, enflasyonla mücadelenin sadece faiz artırımı ya da yüksek faizle çözülemeyeceğini gösterdiğini vurguladı.
Yüksek faiz uygulamasının bir yandan kredili talebi baskıladığını, diğer yandan servet ve gelir dağılımı üzerinden yeni bir talep yapısı oluşturduğunu belirtti.

BEKLENTİLERİN AŞILMASININ 3 TEMEL SEBEBİ
Okşak, Nisan ayı enflasyonunun beklentileri aşmasında üç ana unsurun etkili olduğunu belirtti:
İlk olarak, iç piyasada fiyatlama davranışları hala bozuk. İşletmeler maliyet artışlarını önden fiyatlandırıyor, kur riski ve belirsizlik fiyatlara ekleniyor, hizmet sektöründe ise aşağı yönlü esneklik görülmüyor. Bu da enflasyonun hızla düşmesini engelliyor.
İkinci olarak, yüksek faiz politikasının gelir dağılımı üzerinde etkisi var ve bu durum enflasyonun yapısını değiştiriyor. Faiz geliri elde eden kesimlerin harcama eğilimleri korunurken, dar gelirli gruplarda zorunlu tüketim dışında ciddi bir sıkışma yaşanıyor.
Üçüncü olarak, küresel maliyet baskıları etkili. Savaşlar, jeopolitik gerilimler ve petrol fiyatlarındaki artış, enerji ithalatına bağımlı ülkelerde doğrudan maliyet enflasyonu yaratıyor. Enerji fiyatı sadece yakıt faturası değil, nakliyeden üretime, gıdadan sanayiye kadar tüm zinciri etkiliyor.
Bu yüzden Nisan ayı verilerini sadece iç talep ya da döviz kuru üzerinden açıklamak eksik kalır. Gelir dağılımı içerde bozuluyor, dışarıdan enerji ve savaş kaynaklı maliyet baskısı geliyor, hizmet enflasyonu esnek kalıyor. Bu üçlü yapı, enflasyonu daha katı hale getiriyor.
“TCMB’NİN MAYIS ORTASINDA AÇIKLAYACAĞI ENFLASYON RAPORU ÖNEMLİ”
Okşak, geleceğe yönelik şu değerlendirmelerde bulundu: “Mayıs ortasında TCMB'nin açıklayacağı Enflasyon Raporu kritik bir öneme sahip olacak. Piyasalar burada sadece rakamsal tahminlere değil, Merkez Bankası'nın Nisan ayı verilerini nasıl yorumladığına da bakacak.
TCMB sadece sıkı duruş mesajı verirse, bu kısa vadede güven verici olabilir; ancak yapısal sorunlara yönelik kapsamlı bir çözüm ortaya konmazsa, kalıcı bir çözüm üretmek zorlaşır. Çünkü mesele sadece para politikası değil. Enerji bağımlılığı, üretim maliyetleri, gıda arzı, vergi yapısı, gelir dağılımı ve beklenti yönetimi birlikte ele alınmalı.

Önümüzdeki aylarda aylık enflasyonun seyri oldukça belirleyici olacak. Eğer aylık enflasyon yüzde 2’ler bandına kalıcı olarak inmezse, yıl sonu beklentilerinde yukarı yönlü revizyonlar hızlanabilir. Bu da piyasa faizlerini, yatırım kararlarını ve reel sektörün fiyatlama davranışlarını etkiler.
Kısacası, enflasyonda düşüş olabilir ama bu düşüşün kalıcı ve sürdürülebilir olup olmayacağı tartışmalıdır. Mevcut politika çerçevesi gelir dağılımını daha da bozarak ilerlerse, enflasyon düşse bile toplumun geniş kesimleri açısından refah kaybı devam eder.
“KALICI DÜŞÜŞ İÇİN BÜTÜNCÜL BİR PROGRAMA GEREK VAR”
Okşak, enflasyonla mücadelenin sadece faiz oranlarıyla sınırlı olmadığını, bunun aynı zamanda gelir dağılımı, üretim yapısı, maliyet baskısı ve toplumsal refah meselesi olduğunu belirtti.
Yüksek faiz politikasının bir kesimi tasarrufa ve finansal getiriye yönlendirirken, diğer kesimi daha fazla borçlanma ve düşük tüketimle karşı karşıya bıraktığını söyledi. “Bu dengenin sürdürülebilir olmadığını ve enflasyonu kalıcı olarak çözmek için maliyetleri düşüren, üretimi destekleyen, enerji bağımlılığını azaltan ve gelir dağılımını gözeten bütüncül bir programa ihtiyaç olduğunu” vurguladı.
“ÜRETİCİNİN MALİYET BASKISI AZALTILMALI”
Doç. Dr. Yüksel Okşak, Nisan ayı verilerine dair değerlendirmesinde, enflasyonla mücadelede başarının sadece faiz oranıyla ölçülemeyeceğini söyledi.
Okşak, fiyat istikrarı sağlanırken toplumun geniş kesimlerinin alım gücünün korunması gerektiğini, üreticinin maliyet baskısının hafifletilmesi ve piyasalarda güven ortamının tesis edilmesinin önemini vurguladı.
Aksi takdirde enflasyon rakamsal olarak düşse bile, ekonomik ve sosyal maliyetlerin yüksek kalmaya devam edeceğini belirtti.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!