Veri Merkezleri: Yeni Çağın Savaş Sahnesindeki Stratejik Üsler
Veri merkezleri, modern savaşların yeni stratejik hedefi haline geldi. Dijital altyapı, jeopolitik rekabetin bir aracı olmaktan çıkıp çatışmaların doğrudan hedefi oluyor.
İstanbul
İran ile ABD ve İsrail arasında süregelen çatışmalar, savaşların alışılmışın dışında hedeflere yönelmesine sebep olurken, bu hedeflerin başında veri merkezleri geliyor.
ABD ve İsrail'in saldırılarının ardından İran'ın misilleme hamleleri, ABD teknoloji devi Amazon Web Services'in Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki veri merkezlerine yönelik saldırılarla karşılık buldu. Bu saldırılar, şirketin bulut hizmetlerinde çeşitli kesintilere yol açtı.
📲 Artık haberler size gelsinAA'ya konuşan SETA araştırmacısı ve Azerbaycan Hazar Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Gloria Shkurti Özdemir, dijital altyapının artık sadece jeopolitik bir araç olmadığına, doğrudan çatışma hedefi haline geldiğine dikkat çekti.
Özdemir, tarih boyunca savaşlarda petrol rafinerileri, limanlar, köprüler ve enerji santrallerinin hedef alındığını hatırlatarak, "Bu yapılar sanayi çağının ekonomik ve lojistik omurgasını oluşturuyordu. Dijital çağda ise veri merkezleri benzer bir stratejik konuma yükseldi. Modern ekonomilerin, finansal sistemlerin ve kamusal işleyişin veri akışı üzerine kurulu olduğu bu dönemde, bu merkezler kritik düğüm noktaları haline gelmiştir." diye konuştu.
ABD'nin Yurt Dışındaki Veri Merkezleri Stratejik İşlev Görüyor
Özdemir, hedef alınan tesislerin Amerikan şirketlerince işletilen veri merkezleri olduğunun altını çizerek, açıklamalarına şöyle devam etti:
"ABD, tarihsel olarak gücünü yurt dışındaki askeri üsler üzerinden projekte etti. Hava, deniz üsleri ve lojistik merkezleri bu stratejinin temel unsurlarıydı. Günümüzde ise yurt dışındaki büyük ölçekli veri merkezleri benzer bir stratejik işlev görüyor. Bu yapılar, bir nevi 'dijital üs' niteliği taşımakta. ABD'nin teknolojik varlığını genişleterek, Amerikan şirketlerini bölgesel devlet kapasitesine entegre etmekte ve finansal sistemleri, kamu altyapılarını ve hatta bazı durumlarda savunma mekanizmalarını ABD kontrolündeki dijital altyapıya bağlı hale getirmektedir. Bu tesisler salt ticari yatırımlar olarak değil, ileri konuşlanmış stratejik altyapılar olarak da algılanmaktadır. Sivil sistemler, devlet veritabanları ve hassas operasyonel süreçler bu merkezlere bağımlı hale geldiğinde, bu altyapılar fiilen çift kullanımlı bir karakter kazanır. Uluslararası çatışma tarihinde ise çift kullanımlı altyapılar sıklıkla meşru hedef kategorisine dahil edilmiştir."
Özdemir, savaşın geleneksel alanlarının kara, deniz ve havadan dijital alanın fiziksel altyapısıyla kesiştiğine dikkat çekerek, "Veri altyapısı, jeopolitik rekabetin bir aracı olmaktan çıkarak doğrudan savaş alanının bileşeni haline gelmiştir. Bu, 21. yüzyılda gücün örgütlenişi ve icrası açısından yapısal bir dönüşüme işaret etmektedir." dedi.
ABD, Teknolojiyi Irak ve Afganistan'da da Kullandı
Özdemir, yapay zekanın uzun süreden beri savaşın bir parçası olduğuna ve son gelişmelerin yapay zekanın savaşa yeni girmesi değil, karar alma süreçlerine daha derin bir şekilde entegre edilmesi olduğunu ifade etti.
ABD'nin askeri operasyonlarını ileri teknoloji şirketleriyle yakın iş birliği içinde yürüttüğünü belirten Özdemir, "Irak ve Afganistan savaşları sırasında Palantir, sahadaki verilerin birleştirilmesini ve isyancı ağların analizini mümkün kılan istihbarat platformları sağladı. Google'ın Project Maven programı, insansız hava araçlarından gelen görüntüleri analiz etti. Microsoft Azure ve Amazon AWS savunma bulut altyapılarını destekledi. Lockheed Martin, Raytheon ve Northrop Grumman gibi savunma şirketleri ise füze savunma sistemlerine, ISR platformlarına ve otonom araçlara makine öğrenmesi uygulamalarını entegre etti." şeklinde konuştu.
Yapay Zeka, Savaş Alanlarında Operasyonel Seçenekler Sunuyor
Özdemir, bu sistemlerin o dönemde ağırlıklı olarak analitik ve destekleyici nitelikte olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Örüntü tanıma, lojistik optimizasyon, görüntü analizi ve veri sınıflandırma gibi daha dar işlevlere odaklanıyorlardı. Bugün fark yaratan unsur, OpenAI ve xAI gibi şirketlerin geliştirdiği büyük ölçekli temel modellerin devreye girmesidir. Bu modeller yalnızca veri analiz etmekle kalmıyor, çoklu alanlarda muhakeme yürütebiliyor, senaryo simülasyonları üretebiliyor ve yapılandırılmış karar destek sağlayabiliyor. Artık mesele sadece görüntü tanımak değil, operasyonel seçenekler üretmek, rakip davranışlarını modellemek, stratejileri stres testine tabi tutmak, farklı istihbarat kaynaklarını sentezlemek ve olası tırmanma senaryolarını öngörebilmek haline gelmiştir."
Sivil ve Askeri Teknoloji Arasındaki Sınır Daha Geçirgen Hale Geliyor
Bu durumun, yapay zekanın analiz katmanından savaşın bilişsel katmanına doğru ilerlediğini gösterdiğini belirten Özdemir, modern savaşta belirleyici unsurun çoğu zaman hız olduğunu vurguladı. Özdemir, şu ifadeleri kullandı:
"Askeri teoride OODA döngüsü, gözlemle, yönlendir, karar ver, uygula şeklinde temel bir çerçeve olarak kabul edilir. Bu döngüyü daha hızlı işleten taraf operasyonel üstünlük sağlar. Önceki dönemde ABD'nin üstünlüğü büyük ölçüde donanım kapasitesine dayanıyordu, ancak karar süreçleri hâlâ insan hızında ilerliyordu. İleri yapay zeka sistemleri yönlendirme ve karar aşamalarını hızlandırarak bu dengeyi dönüştürmektedir. Bu nedenle bazı analistler mevcut eğilimi 'hızlandırılmış savaş' olarak tanımlamaktadır."
Bu dönüşüm caydırıcılık hesaplarını da yeniden şekillendiriyor. Bir taraf, tırmanma senaryolarını daha hızlı analiz edebiliyor, rakibin muhtemel tepkilerini simüle edebiliyor ve operasyonel planlamayı optimize edebiliyorsa, stratejik avantaj elde eder. Karar alma temposundaki bu fark, çatışmanın seyrini doğrudan etkileyebilecek bir unsurdur. Ayrıca bu gelişme, Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki ilişkiyi de yapısal olarak dönüştürmektedir. Savunma inovasyonu artık yalnızca geleneksel savunma yüklenicileri üzerinden şekillenmemekte, ticari amaçlarla geliştirilen temel yapay zeka modelleri doğrudan ulusal güvenlik mimarisine entegre edilmektedir. Bu süreç, sivil ve askeri teknoloji arasındaki sınırın giderek daha geçirgen hale gelmesine yol açmaktadır."
"İsrail'in Yapay Zekadan Sağladığı Askeri Fayda Azımsanacak Düzeyde Değil"
Özdemir, İsrail'in de uzun süredir yüksek teknolojiyle entegre çalışan bir askeri yapıya sahip olduğuna işaret ederek, bu nedenle yapay zekanın İsrail için yeni bir unsur olmadığını belirtti.
ABD merkezli bulut altyapısına erişimin, bu kapasitenin ölçeğini ve hızını belirgin biçimde artırdığına dikkat çeken Özdemir, "Gazze savaşı sırasında Lavender, Where's Daddy ve Gospel gibi sistemlerin hedef üretimi ve önceliklendirme süreçlerinde kullanıldığına dair bilgiler kamuoyuna yansıdı. Bu sistemler, büyük hacimli istihbarat verisini işleyerek geniş hedef listeleri oluşturdu. Bu, İsrail'in istihbarat toplama ile operasyonel karar arasındaki süreyi ciddi biçimde kısaltabildiğini göstermektedir." dedi.
Gloria Shkurti Özdemir, sistemin daha fazla veri, daha hızlı analiz ve daha kısa onay süreçleri konusunda avantaj sağladığını belirterek bunun da hedef üretiminin hacmini ve operasyonel yoğunluğunu artırdığını ifade etti. Özdemir, şunları kaydetti:
"Ancak bu avantaj yalnızca teknik bir üstünlük değildir, aynı zamanda ciddi riskler içermektedir. Hedef üretiminin algoritmik sistemler üzerinden ölçeklenmesi, insan denetiminin fiilen zayıflaması anlamına gelebilir. Gazze bağlamında bazı sistemlerin ürettiği hedef listelerinin sınırlı bir insan kontrolünden geçtiği iddiaları, karar sürecindeki ağırlık merkezinin algoritmalara doğru kaydığını göstermektedir.
Bu nedenle İsrail'in yapay zekadan sağladığı askeri fayda azımsanacak düzeyde değildir. Özellikle istihbarat işleme, hedef önceliklendirme ve operasyonel hız açısından belirgin bir avantaj söz konusudur. Ancak bu hızlanma aynı zamanda hata riskini, sivil zarar ihtimalini ve hesap verebilirlik sorunlarını büyütmektedir."
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!