Yapay Zeka Modelleri Batı Merkezli Düşünce Yapısı ile Yanıt Veriyor
Yapay zeka modelleri, psikolojik danışmanlıkta Batılı bir perspektifle yanıt veriyor. Bu durum, kültürel çeşitliliği göz ardı ediyor.
Son dönemde yapay zeka, eğitim, iş dünyası, eğlence ve sağlık danışmanlığı gibi birçok alanda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Ancak bu teknolojinin en dikkat çeken yeni kullanım alanlarından biri, psikolojik danışmanlık hizmetleridir.
Yapay zekanın bu alanda verdiği yanıtlar, içerdiği kültürel unsurlar nedeniyle eleştirilere maruz kalmaktadır. Harvard Üniversitesi ve diğer kurumların araştırmacıları tarafından hazırlanan 'Hangi İnsanlar' başlıklı makaleye göre, günümüzün en gelişmiş büyük dil modelleri, insan psikolojisini yansıtırken küresel çeşitliliği göz ardı ederek daha çok Batılı bir bakış açısıyla hareket etmektedir.
Bu araştırma, yapay zekanın 'insan seviyesinde' performans gösterdiği iddialarının, dünya nüfusunun sadece küçük bir kesiminin değer yargılarına dayandığını ortaya koymaktadır.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan SETA araştırmacısı ve Hazar Üniversitesi Yükselen Teknolojiler ve Yapay Zeka Araştırma Merkezi (ETAI) Direktörü Dr. Gloria Shkurti Özdemir, yapay zekanın Batılı bir perspektiften yanıt vermesinin tesadüfi olmadığını, bunun sistemin tasarımında yerleşik bir sonuç olduğunu belirtti.
Özdemir, yapay zekanın bu yapısının dört ana nedene dayandığını vurguladı. İlk olarak, büyük dil modellerinin yalnızca internet üzerinde bulunan açık verilerle değil, aynı zamanda New York Times, Reuters, Common Crawl, Reddit, Stack Overflow ve GitHub gibi kaynaklardan da beslendiğini söyledi.
Bu geniş veri setinin aynı coğrafi sınırlar içinde kaldığını belirten Özdemir, ince ayar (fine-tuning) aşamasının modelin sözlerini değil, nasıl söylediğini belirlediğini ve bu sürecin şirketin kurumsal kültürünü doğrudan yansıttığını ifade etti.
Özdemir, Batılı tutumun bir diğer nedeninin ise insan geri bildirimiyle pekiştirmeli öğrenme (RLHF) süreci olduğunu belirtti ve şu değerlendirmelerde bulundu:
'Doğru cevabı belirleyen değerlendiricilerin büyük çoğunluğu belirli ülkelerde ve belirli demografik profillerden oluşan kişilerdir. Bu nedenle 'iyi cevap' tanımı, küresel çeşitliliği değil, belirli bir kültürel filtreyi yansıtır. Üçüncü olarak, modelleri geliştiren şirketlerin Batılı olmasıdır. OpenAI, Anthropic, Google ve Meta'nın hepsi Silikon Vadisi merkezli, liberal-bireyci bir değer çerçevesi içinde faaliyet gösterir. Çin'in DeepSeek modeli farklı bir kültürel filtreyle çıktı veriyor, bu da bize asıl meselenin 'tarafsız yapay zeka' olmadığını, kimin filtresinin standart kabul edildiğini gösteriyor.'
Dördüncü nedenin ise 'Hangi İnsanlar' makalesinde de vurgulanan WEIRD sorunu olduğunu belirten Özdemir, şu şekilde devam etti:
'Sosyal bilimler literatürü zaten Batılı, eğitimli, sanayileşmiş, zengin ve demokratik toplumlar üzerinden inşa edilmiştir. Yapay zeka bu literatürle eğitildiğinde, 'insan davranışı' diye sunduğu şey aslında dünya nüfusunun yüzde 12'sinin davranışıdır. Yapay zeka, sosyal bilimlerin tarihsel ön yargılarını ölçeklendirerek dünyaya geri yansıtıyor. Bu noktada altyapı boyutu kritik. Modellerin eğitildiği veri merkezleri, çipler, bulut altyapısı, hepsi Batılı şirketlerin elinde. Yani değer yargısı meselesi, aynı zamanda bir altyapı egemenliği meselesidir. Tam da bu nedenle Türkiye kendi büyük dil modellerini geliştirmeye stratejik bir öncelik olarak yaklaşıyor çünkü bu araçlar artık yalnızca toplumsal kullanım için değil, dış politika analizinden askeri karar destek sistemlerine kadar uzanan bir yelpazede devlet aklının bir parçası haline geliyor. Kendi değerleriyle ve kendi stratejik önceliğiyle düşünen bir yapay zekaya sahip olmak, bugün egemenliğin yeni bir boyutudur.'
Özdemir, yapay zekanın sosyal bilimler alanındaki cevaplarının tüm kültürleri kapsamadığını vurgulayarak, sosyal bilimlerin doğa bilimlerinden farklı olarak evrensel kurallarla değil, kültürel bağlamla işleyen bir alan olduğuna dikkat çekti.
Özdemir, 'Bir matematik probleminin cevabı Tokyo'da da İstanbul'da da Tiran'da da aynıdır ancak aile, kimlik, maneviyat, yas, evlilik veya toplumsal sorumluluk gibi konuların anlamı kültürden kültüre köklü biçimde değişir. Yapay zeka bu tür sorulara cevap verirken, eğitildiği literatürün varsayımlarını evrensel doğru olarak sunma eğilimindedir. Oysa o literatürün kendisi, ilk soruda da değindiğimiz WEIRD sorunu, belirli bir toplum tipine dayanıyor.' şeklinde konuştu.
Bu yapısal sorunun psikolojik danışmanlık alanında özellikle belirgin hale geldiğini belirten Özdemir, 'Çünkü psikoloji, belki de tüm sosyal bilim disiplinleri içinde kültürel bağlama en duyarlı olanıdır. Bir Türk, bir Arap, bir Japon ve bir İskandinav kullanıcının aynı soruyu sorması, aynı cevabı hak ettikleri anlamına gelmez. Ancak yapay zeka, kalibre edildiği değer çerçevesi içinden konuştuğu için çok farklı kültürel bağlamlardan gelen kullanıcılara büyük ölçüde aynı tonu, aynı çerçeveyi ve aynı çözüm önerilerini sunuyor.' değerlendirmesinde bulundu.
Özdemir, konu hakkında ampirik bir test yaptığını belirterek, şunları aktardı:
'Çalışmanın temel sorusu şuydu: Aynı modele aynı soruyu farklı dillerde sorduğumda aldığım cevap gerçekten aynı oluyor mu? Yoksa dil değiştiğinde, modelin verdiği tavsiyenin niteliği, derinliği ve hatta dilsel tutarlılığı da değişiyor mu? Çalışmada önde gelen birkaç büyük dil modelini, aynı senaryolar üzerinden hem İngilizce hem de Türkçe olarak test ettim. Sonuçların ayrıntılarını çalışma yayımlandığında paylaşacağım ancak şu kadarını söyleyebilirim, dil değişkeni, beklediğimden çok daha belirleyici çıktı. İngilizce sorgularda modeller arasında belirli bir çeşitlilik, nüans ve analitik derinlik gözlemlerken, Türkçe sorgularda bu çeşitlilik büyük ölçüde kayboluyordu. Modeller Türkçeye geçtiğinde sanki belirli bir refleksle daha yüzeysel, daha kaçınmacı ve daha az nüanslı bir moda geçiyor. Aynı analitik soruya İngilizce verilen cevap çok katmanlıyken, Türkçe verilen cevap çoğunlukla genel ve içeriksiz kalıyordu.'
Bugün Türkiye'de bir analist, bir öğrenci, bir gazeteci ya da bir kamu görevlisinin yapay zekaya Türkçe danıştığında, aynı modelin İngilizce verdiği cevaba kıyasla daha eksik, daha az nüanslı ve dilsel olarak çok daha kırılgan bir çıktı aldığına dikkati çeken Özdemir, 'Bu, toplumsal düzeyde sessiz bir bilgi eşitsizliği yaratıyor. Devlet düzeyinde ise daha kritik. Dış politika veya askeri karar destek bağlamında bu araçları kullanan bir kurum, hangi dilde sorgu yaptığına bağlı olarak farklı düzeyde stratejik tavsiye alabilir. Tam da bu nedenle Türkiye'nin kendi büyük dil modellerini geliştirmesi sadece bir prestij meselesi değil, doğrudan bir egemenlik ve bilgi güvenliği meselesidir. Kendi diliyle, kendi bağlamıyla ve kendi stratejik önceliğiyle düşünen bir yapay zekaya sahip olmadığınız sürece, dışarıdan gelen modellerin dil sapmalarına ve performans açıklarına bağımlı kalırsınız.' görüşünü dile getirdi.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!