İran’da Mücteba Hamaney Dönemi: ABD ve İsrail’e Karşı Uzun Soluklu Savaş Stratejisi
İran'ın yeni lideri Mücteba Hamaney, askeri komutayı yenileyerek ABD ve İsrail ile uzun süreli bir savaşa hazırlanıyor. İşte Tahran'ın yeni stratejisi.
Amerika Birleşik Devletleri’nin prestijli dış politika mecralarından Foreign Policy dergisinde, bölge uzmanı Sina Toossi imzasıyla yayımlanan kapsamlı analiz, Ortadoğu’daki askeri dengeleri sarsacak bir değişimi gözler önüne serdi. Analize göre, İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney, ülkenin savunma ve ulusal güvenlik mimarisini köklü bir revizyona tabi tutuyor. Özellikle Haziran 2025’ten bu yana devam eden çatışmalarda ciddi kayıplar veren İran askeri komuta kademesi, ABD ve İsrail ile yaşanması muhtemel, uzun yıllara yayılacak yıpratıcı bir savaşa hazırlanmak amacıyla tamamen yeniden yapılandırılıyor.

Tahran’ın Yeni Beyni: Muhsin Rızai ve Stratejik Güvenlik Konseyi
Tahran yönetiminin askeri, diplomatik ve ekonomik hamlelerini tek bir merkezden koordine etmek amacıyla attığı en kritik adım, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin liderliğine Muhsin Rızai’nin getirilmesi oldu. Eski bir Devrim Muhafızları komutanı olmasının ötesinde, ülkenin en önemli stratejik akıllarından biri olarak kabul edilen Rızai’nin bu göreve seçilmesi, İran’ın çatışma yönetimindeki yeni vizyonunu netleştiriyor. Foreign Policy analizinde, Rızai’nin bu yükselişi şu dikkat çekici ifadelerle değerlendirildi:
"Rızai'nin geçmişi, İran'ın bedeli ağır bir savaşı hangi şartlarda bitireceğini tarttığı bu dönemde onun yükselişini daha da dikkat çekici kılıyor. Rızai'nin müzakerelere karşı çıkacağı sonucuna varmak fazla basit kaçar; ancak sicili, İran'ın yeterli askeri gücü inşa etmeden bir çatışmayı sonlandırmaması gerektiğine dair köklü bir inancı yansıtıyor."
Sertleşen Askeri Komuta ve Taarruz Operasyonları
Mücteba Hamaney’in gerçekleştirdiği diğer üst düzey atamalar da Tahran’ın savunma pozisyonundan agresif bir taarruz doktrinine geçiş yaptığını doğruluyor. Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilen Ali Abdullahi, savaş dönemi komuta zincirini daha merkezi ve hızlı karar alabilir bir yapıya kavuşturmakla görevlendirildi. Diğer yandan, suikast sonucu hayatını kaybeden Muhammed Pakpur’un ardından Devrim Muhafızları Komutanlığı’na resmen atanan ve tümgeneralliğe terfi ettirilen Ahmed Vahidi’ye verilen talimatlar, İran’ın yeni askeri rotasını açıkça ortaya koyuyor. Dergide yer alan bilgilere göre Hamaney, Vahidi’ye askeri caydırıcılığı en üst seviyeye çıkarırken aynı zamanda düşman unsurlara yönelik güçlü taarruz operasyonları düzenlemeye hazır olması yönünde kesin emir verdi.
Bu yeni savaş hazırlığı sadece kara güçleriyle sınırlı kalmayıp, deniz sınırlarına ve iç güvenliğe de yansımış durumda. Suikasta kurban giden Ali Rıza Tangsiri’nin yerine Devrim Muhafızları Donanması’nın başına geçen Ali Azmai, küresel ticaretin en kritik noktası olan Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü elinde tutarak Washington’a karşı en güçlü kozu yönetecek. İçeride ise toplumsal muhalefete yönelik tavizsiz duruşuyla bilinen Hüseyin Taib, Besic teşkilatının liderliğine getirilerek iç istihbarat ve güvenlik ağını tahkim etmekle görevlendirildi.

Hürmüz Boğazı Kozu ve Masadaki Ağır Şartlar
İran’ın 2018 yılından bu yana uyguladığı "stratejik sabır" stratejisinin ABD ve İsrail tarafından bir zafiyet olarak algılandığını düşünen yeni Tahran yönetimi, artık bu politikayı tamamen rafa kaldırdı. Yeni dönemde düşman aktörlere ağır bedeller ödetmeyi hedefleyen İran, diplomasi kapılarını tamamen kapatmasa da müzakere masasına eskisinden çok daha sert şartlarla oturacağını ilan etti. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai’nin Çin Büyükelçisi ile gerçekleştirdiği ilk resmi görüşmede takındığı tavır, bu kararlılığın en somut göstergesi oldu. Rızai, görüşmede şu tarihi resti çekti:
"Washington savaşı bitirene, İran'ın bloke edilen fonlarını serbest bırakana ve arabulucular vasıtasıyla iletilen diğer şartları yerine getirene kadar Hürmüz Boğazı kapalı kalacaktır. Bu kapsamda sadece Lübnan'da değil, Gazze'deki savaşların da derhal sona ermesi gerekmektedir."
Hamaney’in attığı bu stratejik adımlar, İran’ın bir yandan müzakere kabiliyetine sahip kurumsal bir devlet yapısı inşa ederken, diğer yandan uzun vadeli bir savaşa göğüs germe kapasitesini kurumsallaştırdığını gösteriyor. Tahran’ın nihai hedefi, ABD ve müttefiklerine, İran ile kalıcı ve adil bir anlaşmaya varmanın, ucu açık bir savaşı sürdürmekten çok daha az maliyetli olacağını zorla da olsa kabul ettirmektir.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!