İsrail ve ABD'nin İran Müdahalesi Uluslararası Hukuku Zorluyor
İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonları, BM Şartı'nın güç kullanma yasağı kapsamında uluslararası hukukta tartışma yaratıyor.
Ankara
İsrail ve ABD, İran ile ABD arasında süregelen görüşmelerin ortasında, 28 Şubat'ta Tahran'a karşı askeri operasyonlar başlattı.
İsrail’in Tahran’a yönelik yeni saldırılarını duyurması üzerine İran başkentinde patlama sesleri yankılandı.Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, Avrupa'yı enerji krizinin eşiğine sürüklüyor.Tahran'da peş peşe güçlü patlamalar meydana geldi.İran, İsrail'in yanı sıra ABD'nin Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkelerdeki üslerini hedef alarak karşılık verdi.
Bu askeri hareketler, Birleşmiş Milletler Şartı'nda yer alan güç kullanma yasağını ihlal ettiği ve sivil bölgeleri hedef aldığı gerekçesiyle uluslararası hukukta yoğun tartışmalara neden oluyor.
📲 Artık haberler size gelsinOslo Üniversitesi'nden Uluslararası Hukuk Profesörü Gentian Zyberi, Londra Queen Mary Üniversitesi'nden İnsan Hakları Profesörü Neve Gordon ve Columbia Üniversitesi'nden Prof. Dr. Giulio M. Gallarotti, bu saldırıların hukuki boyutunu AA'ya yorumladı.
Uzmanlar, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının, güç kullanma yasağını ihlal ettiğini ve meşru müdafaa koşullarına uygun olmadığını belirtiyor.
Önleyici Müdahale Tartışmaları
Uluslararası hukukta "önleyici saldırı", bir devletin henüz saldırıya uğramadan önce yakın bir tehdidi bertaraf etmek için güç kullanması olarak tanımlanıyor.
Meşru kabul edilmesi için saldırının yakın ve kaçınılmaz bir tehdit oluşturması, müdahale dışında seçenek kalmaması ve gücün orantılı olması gerekiyor.
ABD ve İsrail yetkilileri, İran'a yönelik saldırılarını "önleyici müdahale" olarak savunsa da, uzmanlar bu saldırıların hukuka aykırı olduğunu ifade ediyor.
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, "İsrail, kendisine yönelen tehditleri bertaraf etmek için İran'a önleyici saldırı gerçekleştirdi." açıklamasında bulundu.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran'dan kaynaklanan "yakın bir tehdit" olduğunu savunarak, saldırının beklenmesi durumunda daha fazla kayıp verileceğini belirtti.
Rubio, daha büyük kayıpları önlemek için "proaktif ve savunma amaçlı" hareket ettiklerini ifade etti: "Bu saldırıların bir yanıtı olacağını biliyorduk ve (İran) saldırıları başlatmadan önce harekete geçmemek, daha fazla kayıp anlamına gelirdi."
Zyberi, önleyici saldırı ve meşru müdafaa kavramlarının tartışmalı olduğunu vurgulayarak, İran'a güç kullanımının ancak belirli şartlar altında meşru olabileceğini dile getirdi.
Zyberi, İran'ın ABD veya İsrail'e saldırı niyetinin ve kapasitesinin bulunması gerektiğini ve güç kullanımının son çare olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Zyberi, "Ne ABD ne de İsrail, İran'ın saldırı planladığını kanıtlayan delil sunmadı. Aslında, ABD ve İran müzakere halindeydi ve Umman, saldırılar öncesinde iyi bir ilerleme kaydedildiğini belirtmişti." dedi.
Gordon, "Meşru önleyici saldırı kavramı, 2003'teki Irak saldırısıyla geliştirilen bir ABD icadıdır. BM Şartı, saldırı başlatmanın yasal koşullarını açıkça belirtiyor ve önleyici saldırı bunlar arasında değil." şeklinde konuştu.
Güç Kullanma Yasağı ve Meşru Müdafaa Tartışmaları
BM Şartı, devletlerin uluslararası ilişkilerde başka bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanmasını yasaklıyor. Ancak bu yasağın iki temel istisnası var.
Devletler, silahlı saldırıya uğradıklarında meşru müdafaa hakkını kullanabiliyor veya BM Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliğin korunması amacıyla güç kullanımına yetki verebiliyor.
Zyberi, "Bu saldırılar, BM Şartı'nın 2(4) maddesi ve uluslararası hukukun genel ilkeleriyle uyuşmuyor. Bu yasa dışı güç kullanımıdır." dedi.
Gordon, "ABD ve İsrail'in saldırısı yasa dışıdır, dünya düzenini tehlikeye atmıştır ve suç sayılmaktadır." diye ekledi.
İran'ın Misillemeleri, Meşru Müdafaa Sayılıyor Mu?
İran'ın saldırılarının, sivilleri hedef almaması ve orantılı güç kullanılması halinde meşru müdafaa kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışılıyor.
Zyberi, İran'ın ABD ve İsrail askeri hedeflerini vurabileceğini fakat komşu ülkelerdeki sivil hedeflerden kaçınması gerektiğini söyledi.
Gordon, "İran'ın askeri hedeflere yönelik misilleme saldırıları, BM Şartı'na göre yasaldır." dedi.
Caroline Doktrini
Uluslararası hukukta meşru müdafaa kapsamında önleyici güç kullanımını belirleyen "Caroline Doktrini", ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarında yeniden gündeme geldi.
Caroline Olayı, 1837'de İngiliz yönetimine karşı ayaklananlara destek taşıdığı iddia edilen "Caroline" gemisinin İngilizler tarafından ABD'de basılarak yakılmasıyla başladı.
ABD Dışişleri Bakanı Daniel Webster ile İngiliz yetkililer arasındaki yazışmalarda, meşru müdafaa için saldırının "ani ve ezici" olması gerektiği vurgulandı.
Caroline Doktrini, BM Şartı'nın 51. maddesinin meşru müdafaa hakkını yorumlamada önemli bir referanstır.
Gallarotti, "Caroline, tehdidin yakın ve ezici olması gerektiğini, yanıt verme yolları konusunda seçenek bırakmaması gerektiğini şart koşuyor. İran'da bu koşullar yok." dedi.
BM Şartı'nın 2. maddesinin 4. fıkrası, bir ülkenin diğerine güç kullanmasını yasaklıyor. Gallarotti, ABD ve İsrail'in saldırılarının bu bağlamda uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtti.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!