Trump'ın Masasındaki Üç Kritik Senaryo: ABD-İran Geriliminde Topyekûn Savaş mı, Taviz mi?
ABD ve İran arasında Hürmüz Boğazı hattında tırmanan askeri gerilim sonrasında, Washington yönetiminin atabileceği 3 kritik adım ve uzman analizleri derlendi.
Ankara'da gerçekleştirilen kritik NATO zirvesinin ardından, ABD ile İran arasında bir süredir devam eden askeri ve diplomatik gerilim yeniden dünya kamuoyunun odak noktası haline geldi. Gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yapılan ateşkes sürecinin tamamen sona erdiğini ilan etti. Tahran yönetimini sert sözlerle hedef alan Trump, "Bence bu iş bitti. Onlar hasta ve acımasız insanlar tarafından yönetiliyor. Eğer nükleer silaha sahip olsalardı bunu kullanmaktan çekinmezlerdi" ifadelerini kullandı. Bu sert açıklamalar, iki ülke arasında Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan sıcak çatışmaların hemen ardından geldi. Edinilen bilgilere göre, ABD ordusu 9 Temmuz'u 10 Temmuz'a bağlayan gece İran sınırları içerisindeki bazı stratejik hedeflere hava saldırıları düzenledi. İran ise bu hamleye, Körfez ülkelerinde konuşlu bulunan ABD askeri unsurlarını füzelerle hedef alarak karşılık verdi.

İki ülke arasındaki askeri hareketlilik ve gergin bekleyiş sürerken, uluslararası ilişkiler uzmanları ABD Başkanı Trump'ın önünde ara seçimler öncesinde üç farklı yol haritası bulunduğuna dikkat çekiyor. Bu seçenekler; topyekûn bir savaş ilan etmek, askeri ve ekonomik baskıyı maksimum seviyeye çıkarmak ya da Tahran'ın şartlarını kabul ederek diplomatik tavizler vermek olarak sıralanıyor.
İlk Senaryo: Yıkıcı Bir Topyekûn Savaş
Donald Trump'ın, krizin başlangıcından bu yana askeri müdahale seçeneğini masada tuttuğu ve Tahran'ı sık sık bu yönde uyardığı biliniyor. Pakistan'ın arabuluculuğunda 7 Nisan'da sağlanan ilk ateşkes öncesinde de Trump, İran medeniyetini yok etmekle ve ülkenin sivil altyapısını hedef alarak onları "Taş Devri'ne" geri göndermekle tehdit etmişti.

Barack Obama döneminde 2015 yılındaki nükleer anlaşmayı müzakere eden ekipte yer alan, Orta Doğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Alan Eyre, topyekûn savaş senaryosunu değerlendirdi. Eyre, böyle bir kararın alınması halinde ABD'nin İran'daki su arıtma tesisleri, elektrik santralleri ve köprüler gibi hayati sivil altyapı tesislerini hedef alabileceğini belirtti. Böyle bir durumda İran'ın da Körfez ülkelerindeki ABD müttefiklerine yönelik saldırılarını çok daha agresif hale getireceğini savunan Eyre, Tahran'ın askeri gücü tamamen tükenene kadar direnç göstermekten vazgeçmeyeceğini vurguladı. Ancak uzmanların büyük bölümü, Vietnam, Irak ve Afganistan müdahalelerinin ABD ekonomisi ve toplumu üzerinde bıraktığı derin yaralar nedeniyle Trump'ın yeni bir geniş kapsamlı savaşa girmek konusunda isteksiz olduğunu düşünüyor.
İkinci Senaryo: Ekonomik ve Askeri Kıskacı Daraltmak
Trump'ın masasındaki ikinci seçenek ise İran üzerindeki askeri ve ekonomik yaptırımları kademeli olarak artırarak, Tahran'ı Washington'ın şartlarında bir barış masasına oturmaya zorlamak. Eski Pentagon yetkilisi ve Washington Enstitüsü Araştırma Direktörü Dana Stroul, ABD'nin bu doğrultuda nokta atışı askeri operasyonların dozunu artırabileceğini ifade etti. Stroul, böyle bir baskı artışının İran'ı Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatmaya sevk edebileceği uyarısında bulundu.

Eski ABD İran Özel Temsilcisi Elliott Abrams ise Washington'ın kararlı askeri adımlarla Hürmüz Boğazı'ndaki İran hegemonyasını kırabileceği görüşünü savunuyor. Trump'ın uluslararası arenada açıkça aşağılanmayı asla kabul etmeyeceğini belirten Abrams, "Trump, Tahran'ın dolaylı yollardan boğaz ticareti üzerinden gelir elde etmesine göz yumabilirdi. Ancak İranlıların yüksek sesle 'Hürmüz Boğazı'nı kontrol ediyoruz' diyerek meydan okumasına asla tahammül etmeyecektir" dedi. Küresel enerji sevkiyatı açısından kritik öneme sahip olan Hürmüz Boğazı'nın statüsü geçmişte taraflar arasında defalarca müzakere edilmiş olsa da, askeri uzmanlar olası bir kriz anında bu su yolunun İran'ın en güçlü stratejik kozu olmaya devam edeceğini belirtiyor.
Üçüncü Senaryo: İran'ın Şartlarını Kabul Etmek
ABD yönetiminin önündeki son ve en zorlu seçenek ise askeri tırmanışı durdurmak adına diplomatik yollarla İran'ın taleplerine boyun eğmek. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Orta Doğu Programı uzmanlarından Will Todman, sahadaki askeri ve siyasi gerçeklerin Trump'ı bu seçeneğe mecbur bırakabileceğini iddia ediyor. Todman, "Trump'ın içinde bulunduğu bu zorlu durumun pratik gerçekleri galip gelecektir. Bu durum, ABD'yi boğaz üzerindeki denetim konusunda İran'ın temel şartlarını kabul etmeye zorlayabilir" şeklinde konuştu.

Washington'ın önümüzdeki süreçte hangi stratejiyi benimseyeceği henüz netleşmemişken, sınır hattındaki karşılıklı askeri misillemeler devam ediyor. Atlantik Konseyi Orta Doğu Programları Direktörü ve eski savunma bakanlığı danışmanı William Wechsler, karar vericilerin "iyi ile kötü" arasında değil, "kötü ile daha kötü" seçenekler arasında bir tercih yapmak zorunda kaldığını vurguladı. Wechsler, en makul senaryonun çatışmaların düşük yoğunlukta tutularak müzakere kanallarının açık bırakılması olduğunu, aksi takdirde Orta Doğu'nun geri dönülemez bir yıkımın eşiğine geleceğini ifade etti.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!