Türkmen Gelinlerinin Sessiz Çığlığı: 120 Yıllık Yünlerle İlmek İlmek Dokunan Tarih
Eskişehir Olgunlaştırma Enstitüsü'nde asırlık yünlerle geleneksel kilimleri yaşatan Mevlüş Özkum, Türkmen gelinlerinin hüzünlü hikayelerini geleceğe taşıyor.
Kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla önemli çalışmalara imza atan Eskişehir Olgunlaştırma Enstitüsü, geleneksel Türk el sanatlarını yaşatmak için tarihi bir köprü vazifesi görüyor. Enstitü bünyesinde uzun yıllardır büyük bir emek ve özveriyle çalışan Usta Öğretici Mevlüş Özkum, Eskişehir ve çevre illerin kültürel zenginliğini yansıtan yöresel kilimleri aslına sadık kalarak günümüze taşıyor. Geçmişte kadınların dilleriyle ifade edemedikleri sevdalarını, hasretlerini ve acılarını ilmek ilmek işlediği bu nadide kilimler, enstitünün atölyelerinde yeniden hayat buluyor.
Asırlık Miras: 120 Yıllık Yün İplerle Zamana Yolculuk
Geleneksel dokuma sanatının en saf halini yaşatmak için çalışan Mevlüş Özkum, dokuma işlemlerinde sıradan ipler yerine adeta tarih kokan malzemeler kullanıyor. Çalışmalarında kullanılan yünlerin köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Özkum, "120 yıllık ömrü olan yünler bunlar" diyerek kullanılan malzemenin tarihi değerine dikkat çekiyor. Eskişehir ve çevresindeki yöresel motifleri bu asırlık iplerle buluşturduklarını belirten usta öğretici, her ilmekte geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Atölyede büyük bir sabırla dokunan ve manevi değeri oldukça yüksek olan "Gülbudak" deseni, zarafeti, manevi aşkı ve Peygamber Efendimize duyulan derin sevgiyi simgeliyor. Tek bir Gülbudak kiliminin tamamlanması ise yaklaşık 2,5 ile 3 ay gibi uzun ve meşakkatli bir süreci kapsıyor.
"Istar" Tezgahında Renklerin ve Desenlerin Dansı
Geleneksel dokuma sürecinin teknik detaylarını paylaşan Mevlüş Özkum, bu sanatı "renklerin desenlerle dansı" olarak tanımlıyor. Dokuma sürecinde "ıstar" adı verilen geleneksel dokuma tezgahını kullandıklarını belirten Özkum, işlemin aşamalarını şu sözlerle aktarıyor: "Öncelikle dokumak istediğimiz deseni fotokopi halinde karşımıza alıyoruz ve sayıları kareliyoruz. Ardından tezgahımıza çözgümüzü açarak bu kareleme sistemine göre yerleştiriyoruz. Dokuma esnasında sıkıştırma işlemini ise kirkit adını verdiğimiz geleneksel tarakla yapıyoruz. Bunun dışında sadece iplerimiz var." Projeler kapsamında aslına uygun çalışmanın yanı sıra zaman zaman doğaçlama tasarımlar da yaptıklarını ifade eden usta öğretici, bu üretken sürecin kendisi için son derece rahatlatıcı ve keyifli bir terapi olduğunu dile getiriyor.
Seleser’in Hüzünlü Hikayesi ve Saklı Duygular
Anadolu kilimlerinde yer alan her motifin aslında sessiz bir çığlık, saklı bir mektup olduğunu söyleyen Özkum, elibelinde, koçboynuzu ve kurt ağzı gibi desenlerin her birinin derin anlamlar barındırdığını belirtiyor. Bu motifler arasında en dikkat çekici ve hüzünlü olanlardan biri ise şüphesiz "Seleser" deseni. Bu desenin ardındaki trajik hikayeyi anlatan Mevlüş Özkum, geçmişin sessiz çığlığını şu kelimelerle özetliyor: "Seleser’in hikayesi oldukça acıklıdır. Genç bir Türkmen gelini, eşi askere gittiğinde duyduğu derin sevdayı, özlemi ve hasreti ilmek ilmek bu kilime dokur. Ancak bir süre sonra eşinin şehit düştüğü haberini alır. Aldığı bu acı haberle dünyası yıkılan gelin, o dönem coşkun akan bir selin üzerine dokuduğu kilimi fırlatır. Kulaktan kulağa yayılan bu hikaye, seleser adıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Eskiden kadınlarımız duygularını dilleriyle anlatamaz, dokudukları kilimlerle haykırırlardı. Bu yüzden enstitümüzde hayat bulan her kilim, aslında duygu dolu birer tarihi vesikadır."
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!