Markiz Patent Genel Müdürü Orhan Eriman: Türkiye’nin Hammaddesi Başkasının Markası Oluyor
Markiz Patent Genel Müdürü Orhan Eriman, Türkiye'nin coğrafi zenginliklerinin küresel markalara dönüşemeden hammadde olarak kalıp başka ülkelerce markalaştırıldığını vurguladı.
Türkiye, yüzyıllar boyunca ev sahipliği yaptığı farklı uygarlıkların kültürel mirasının yanı sıra benzersiz iklimi, verimli toprakları ve zengin biyolojik çeşitliliği sayesinde dünyanın en önemli coğrafi değerlerine sahip ülkeleri arasında yer alıyor. Ancak bu büyük zenginlik, küresel ölçekte yüksek katma değer üreten güçlü markalara dönüşemeden hammadde aşamasında kalıyor. Konuya ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Markiz Patent Genel Müdürü Orhan Eriman, Türkiye’nin temel sorununun değer yoksunluğu olmadığını, aksine bu değerleri fikri mülkiyet, tasarım, hikaye anlatımı ve marka stratejisiyle birleştirip küresel birer ekonomik güce dönüştürememek olduğunu vurguladı. Eriman, "Kendi topraklarımızda doğan değerleri, ne yazık ki yabancıların markalarında görmeye devam ediyoruz" sözleriyle mevcut tabloyu özetledi.
Halfeti’nin Karagülü İngiliz Parfüm Markasının Hikayesi Oldu
Eriman, bu küresel markalaşma eksikliğinin en somut ve düşündürücü örneklerinden biri olarak, Londra merkezli lüks bir şirketin Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinde yetişen Karagül’ü kullanarak ürettiği lüks parfüm markasını gösterdi. Halfeti’nin kendine has mikroklimal coğrafyasından ve Karagül’ün taşıdığı kültürel derinlikten beslenen bir hikayenin, Batılı bir lüks marka tarafından küresel tüketiciye yüksek fiyatlarla sunulmasının Türkiye açısından kritik bir mesaj taşıdığını belirten Eriman, şu ifadeleri kullandı: "Bizim topraklarımızda yetişen, bizim iklimimizle benzersizleşen bir değer; başka bir ülkenin markası tarafından etkileyici bir hikayeye dönüştürülüyor, başka bir ülkede nihai ürüne dönüyor ve dünyanın en yüksek gelir grubundaki tüketicilerine ulaştırılıyor. Buradaki asıl mesele, o yabancı markanın bunu başarmış olması değil. Asıl sormamız gereken soru; bizim neden aynı değeri kendi fikri mülkiyetimiz, tasarımımız ve markamız üzerinden küresel pazara taşıyamadığımızdır." Eriman, bu çarpıcı örneğin Türkiye’nin coğrafi değerlerinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda fikri mülkiyet hukuku açısından da stratejik birer varlık olarak ele alınması gerektiğini gösterdiğini ifade etti.
Coğrafi İşaret Tescili Markalaşma Yolculuğunun Sadece İlk Adımıdır
Türkiye’de son yıllarda coğrafi işaret tescili konusunda çok önemli bir birikim ve farkındalık oluştuğunu ifade eden Orhan Eriman, ancak tescil almanın tek başına bir markalaşma başarısı anlamına gelmediğinin altını çizdi. Eriman, "Coğrafi işaret, bir değerin kökenini, hangi benzersiz özellikleri taşıdığını ve belirli üretim standartlarına bağlı olduğunu koruma altına alır. Ancak küresel ölçekte bir marka yaratmak bundan çok daha fazlasını gerektirir. Tescil, hukuki korumanın sadece başlangıcıdır; marka ise o değerin dünyadaki algısını, ekonomik karşılığını ve geleceğini yönetme sanatıdır" dedi. Bu doğrultuda coğrafi işaret stratejisi ile ticari marka stratejisinin entegre bir şekilde yürütülmesi gerektiğini belirten Eriman, Türkiye’nin yerel zenginliklerini uluslararası fikri mülkiyet sistemleri içinde hem koruyacak hem de ticarileştirecek küresel bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini kaydetti. Tarım ürünleri, doğal kaynaklar ve yerel üretimlerin çoğunlukla dökme ürün veya hammadde olarak ihraç edildiğini hatırlatan Eriman, asıl katma değerin ürünün işlenmesi, tasarlanması, konumlandırılması, markalanması ve nihai tüketiciyle buluşturulması aşamalarında yaratıldığına dikkat çekti.
Kamu ve Özel Sektör İş Birliğiyle Küresel Değer Zinciri Kurulmalı
Türkiye’nin elindeki potansiyelin yalnızca birkaç ürünle sınırlı olmadığını dile getiren Eriman; Urfa Karagülü, Isparta Gülü, Anzer Balı ve Antep Fıstığı gibi eşsiz değerlerin farklı sektörlerde küresel markalara dönüşebilecek çok güçlü hikayeler barındırdığını söyledi. Ancak bu büyük dönüşümün yalnızca yerel üreticilerin ya da küçük ölçekli işletmelerin çabasıyla gerçekleşemeyeceğini belirten Eriman; kamu, özel sektör, üretici örgütleri, marka stratejistleri, tasarımcılar ve fikri mülkiyet uzmanlarının koordineli bir şekilde çalışacağı bölgesel yapılanmalara ihtiyaç duyulduğunu açıkladı. Bu bölgesel yapılanmaların sadece tescil süreçlerini yönetmekle yetinmemesi gerektiğini vurgulayan Eriman, ürünün hangi pazara, hangi tüketici grubuna ve nasıl bir marka konumlandırmasıyla sunulacağının da en başından tasarlanması gerektiğini kaydetti. Eriman, "Bir coğrafi değerin dünya markası olması sürecinde patent vekiline de, marka uzmanına da, tasarımcıya da, pazarlama stratejistine de ihtiyaç vardır. Çünkü bu süreç tek başına hukuki bir tescil meselesi değil; üretimden tüketici algısına kadar tüm değer zincirinin profesyonelce tasarlanması işidir" dedi.
Kendi Hikayemizi Dünyaya Kendi Dilimizle Anlatmalıyız
Anadolu’nun sahip olduğu kültürel ve coğrafi mirası çağdaş bir marka diliyle yeniden yorumlamamız gerektiğini ifade eden Eriman, "Türkiye’nin yapması gereken, kendi değerlerini sadece geçmişe ait folklorik unsurlar olarak sunmak değildir. Bu değerleri modern tasarım, yüksek kalite standartları ve evrensel bir marka diliyle yeniden inşa etmeliyiz. Dünyanın bizim değerlerimizi kendi kendine keşfetmesini beklemek yerine, o değerleri dünyanın kolayca anlayabileceği bir marka diline tercüme etmeliyiz. Çünkü günümüz küresel pazarında rekabet artık sadece fiziksel ürünler arasında değil; hikayeler, algılar ve markalar arasında yaşanıyor" şeklinde konuştu.
Türkiye’nin önünde çok önemli bir fırsat penceresi bulunduğunu belirten Eriman, coğrafi işaretlerin sayısını artırmanın ötesine geçerek, mevcut değerlerin ekonomik ve kültürel potansiyelini büyütecek bütünsel bir markalaşma stratejisine odaklanılması gerektiğini söyledi. Eriman sözlerini, "Ürünlerimizi coğrafi işaretle koruyalım, fikri mülkiyetle güvence altına alalım, tasarımla farklılaştırıp hikayeyle anlamlandıralım ve güçlü markalarla dünya pazarına taşıyalım. Türkiye’nin bundan sonraki vizyonu sadece kendi değerlerini korumak değil, o değerlerin küresel ekonomik karşılığını da kendi markalarıyla üretmek olmalıdır. Artık hammaddemizi değil, küresel markalarımızı konuşturma zamanıdır" diyerek tamamladı.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!