Hukukta Yeni Dönem: Belirsiz Alacak Davası Tarih Oldu, Kısmi Davada Dengeler Değişti
31 Temmuz 2026 itibarıyla belirsiz alacak davası kaldırıldı. Avukat Dilek Taş Delice, yeni kısmi dava dönemini ve bilinmesi gereken kritik detayları aktardı.
Türkiye baroları ve hukuk dünyasında kartlar yeniden dağıtılıyor. 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun, Türk yargılama usulünde çok önemli bir dönemi kapatırken yeni bir dönemin kapılarını araladı. Yapılan bu köklü değişiklikle, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) belirsiz alacak davasını düzenleyen 107’nci maddesi tamamen yürürlükten kaldırıldı. Aynı yasal düzenleme çerçevesinde, kısmi davayı düzenleyen HMK’nın 109’uncu maddesine ise ezber bozan yeni bir fıkra eklendi.
Söz konusu reform niteliğindeki düzenlemeyi kaleme aldığı kapsamlı makalede titizlikle mercek altına alan Avukat Dilek Taş Delice, bu değişikliğin kamuoyunda algılandığı gibi basit bir isim değişikliğinden ibaret olmadığını vurguladı. Taş Delice, yapılan hamlenin yalnızca “belirsiz alacak davasının adının kısmi dava olarak değiştirilmesi” şeklinde yorumlanmasının son derece yanıltıcı olacağını ifade etti.
Esasen kısmi dava kurumu, Türk hukuk sisteminde öteden beri varlığını sürdüren bir mekanizmaydı. Ancak yeni dönemde getirilen en radikal yenilik; kısmi davada başlangıç aşamasında talep edilmeyen alacak bölümünün, aynı dava süreci içerisinde tahkikat aşaması bitene kadar bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilmesi ve bu artırılan kısım yönünden de zamanaşımının ilk davanın açıldığı tarihte kesilmiş sayılmasıdır.
Eski ve Yeni Sistem Arasındaki Temel Farklar: Belirsizlikten Bölünebilirliğe
Mülga HMK 107 hükümlerinin uygulandığı eski sistemde, davanın açıldığı süreçte alacak miktarının ya da değerinin davacı tarafça tam ve kesin olarak belirlenmesinin imkânsız olduğu veya objektif olarak kendisinden beklenemeyeceği durumlarda belirsiz alacak davası yoluna başvurulabiliyordu. Davacılar, hukuki ilişkiyi ve talep ettikleri asgari miktarı belirtiyor; kesin tutar bilirkişi raporu veya yargılama sürecindeki somut verilerle netleştiğinde taleplerini artırabiliyorlardı. Bu artırım işlemi, iddianın genişletilmesi yasağına takılmadığı gibi zamanaşımı da davanın en başından itibaren tüm alacak için kesiliyordu. Ancak hangi alacağın gerçekten "belirsiz" olduğu hususu mahkemeler arasında ciddi görüş ayrılıklarına ve hak kayıplarına yol açıyordu.
Yeni sistemde ise belirleyici temel ölçüt alacağın "belirsiz" olması değil, talep konusunun "bölünebilir" nitelikte olmasıdır. Para alacakları doğası gereği bölünebilir olduğundan, davacılar artık toplam alacaklarının sadece belirli bir kısmını dava konusu yapabilecekler. Yeni dönemde dava dilekçesinde hangi alacak kaleminden ne kadarlık bir miktarın talep edildiğinin son derece açık, net ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde yazılması gerekiyor. Sadece sembolik ya da "şimdilik" ibaresiyle geçiştirilen talepler tek başına yeterli kabul edilmeyecek; davanın net bir şekilde "kısmi dava" olarak kurgulandığının dilekçeden anlaşılması şart koşulacak.
Tek Seferlik Artırım Hakkı ve Zamanaşımı Sınırları
Yeni HMK 109/4 maddesi uyarınca, davacı taraf dava dışı bıraktığı bakiye alacağını, yargılamanın tahkikat aşaması sona erene dek aynı dava içinde sadece bir defaya mahsus olmak üzere artırilecek. Bu özel artırım hakkı kullanılırken karşı tarafın muvafakati (açık rızası) aranmayacak ve iddianın genişletilmesi yasağı da uygulanmayacak. Ancak bu hakkın yalnızca tek bir kez kullanılabilecek olması, zamanlama konusunu davanın kaderini belirleyecek kadar kritik bir noktaya taşıyor.
Avukat Dilek Taş Delice, hatalı veya eksik hesaplamalar içeren bir bilirkişi raporuna dayanarak aceleyle yapılacak bir artırımın, gerçek alacağın bir kısmının tamamen dava dışında kalarak kaybedilmesine yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Tam aksine, artırımın tahkikat sonuna kadar yapılmaması durumunda da bu özel hakkın tamamen yitirilmesi riski bulunuyor. Bu sebeple, bilirkişi raporlarının çok sıkı denetlenmesi, süresinde itiraz edilmesi ve tüm alacak kalemlerinin artırım öncesinde toplu olarak analiz edilmesi hayati önem taşıyor. Ayrıca, artırılan kısım için zamanaşımı ilk dava açılış tarihinde kesilmiş sayılsa da bu koruma sınırsız değildir; dava açılmadan önce zaten zamanaşımına uğramış olan bir alacağın bu yolla kurtarılması mümkün olamayacaktır.
Faiz Başlangıcı, Arabuluculuk Süreçleri ve Giresun Örneği
Yeni yasal düzenleme, sadece zamanaşımının kesilme anını netleştirmekte olup faizin başlangıç tarihine ilişkin özel bir hüküm barındırmamaktadır. Dolayısıyla, artırılan kısım için zamanaşımının ilk dava tarihinde kesilmesi, faizin de otomatik olarak o tarihten itibaren işleyeceği anlamına gelmemektedir. Borçlunun temerrüde düşürülme tarihi, alacağın türü ve faiz talepleri her olay bazında ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Benzer şekilde, dava şartı olan arabuluculuk süreçleri de önemini aynen korumaktadır. İşçi, ticari ve tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk başvurusunun tüm alacak kalemlerini eksiksiz kapsaması, ileride yaşanabilecek usuli reddiyatların önüne geçmek adına mecburidir.
Kanunda yer alan açık geçiş hükmüne göre, 31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış olan belirsiz alacak davalarında eski HMK 107 hükümleri uygulanmaya devam edecek ve bu davalar kendiliğinden kısmi davaya dönüşmeyecektir. Ancak bu tarihten sonra açılacak tüm davalarda yeni kurallar geçerli olacaktır. Bu köklü değişim, ülke genelinde olduğu gibi Giresun bölgesindeki işçi alacağı, ticari alacak ve tazminat davalarını da doğrudan etkileyecektir. Standart ve şablon dilekçelerle hareket edilmesinin telafisi imkânsız hak kayıpları yaratabileceğini belirten Avukat Dilek Taş Delice, dava stratejisinin her somut olayın kendi koşullarına göre profesyonelce kurgulanması gerektiğinin altını çizmektedir.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!