Asırlık Yazma Eserlere Hayat Veren Dokunuş: İSAR Mücellithanesi’nde Kitaplar Şifa Buluyor
İSAR Mücellithanesi'nde usta mücellit Muharrem Kalenci ve ekibi, binden fazla asırlık nadide eseri restore ederek kültürel mirasımızı geleceğe taşıyor.
Abdullah Tivnikli Vakfı bünyesinde faaliyet gösteren İstanbul Araştırma ve Eğitim Merkezi (İSAR), bünyesindeki yaklaşık 50 bin eserlik devasa kütüphanesiyle kültürel mirasın korunmasında kritik bir rol üstleniyor. Kütüphanede zamanın yıpratıcı etkilerine maruz kalan ve restorasyona ihtiyaç duyan tarihi değere sahip eserler, kurulan özel mücellithanede adeta yeniden hayat buluyor. Türk cilt sanatının efsanevi isimlerinden merhum mücellit İslam Seçen'in öğrencisi olan İSAR mücellidi Muharrem Kalenci ve ekibi, yürüttükleri titiz çalışmalarla bugüne kadar binden fazla nadide eserin restorasyonunu başarıyla tamamladı.
Tophane-i Amire’de "Kitaba Vefa" Buluşması
Eksim Holding'in kuruluşunun 40. yılı vesilesiyle hazırlanan "Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi", bu zahmetli çalışmaların meyvelerini sanatseverlerle buluşturdu. Tophane-i Amire'de düzenlenen sergide, restorasyonu tamamlanmış 40 nadir eser ile henüz müdahale görmemiş ve adeta "şifa bekleyen" tarihi kitaplar bir arada sergileniyor. Kitapların sadece kuru bir bilgi kaynağı değil, aynı zamanda yazıldığı dönemin estetik anlayışını, toplumsal hafızasını ve sanatını geleceğe taşıyan birer emanet olduğunu vurgulayan sergi, geleneksel cilt sanatı ve restorasyon süreçlerine dair önemli bir farkındalık oluşturuyor.
Ziyaretçileri büyüleyen sergide; Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin yaklaşık 500 yıllık el yazması eseri "Fususü'l-Hikem", Şeyh Galib'in kendi elinden çıkma "Divan"ı, yaklaşık iki asırlık geçmişe sahip "Marifetname", Yazıcıoğlu Muhammed Efendi'nin kaleme aldığı "Muhammediye" ve yine 200 yıllık el yazması bir Mushaf-ı Şerif yer alıyor. Ayrıca İbn Haldun'un dünyaca ünlü eseri "Mukaddime", taş baskı bir Mushaf-ı Şerif ve Ali Ufki Bey'in yaklaşık 150 yıl önce gerçekleştirdiği tarihi İncil tercümesi de sergilenen diğer seçkin eserler arasında bulunuyor.
Altı Ay Süren İğne Oyası Gibi Bir Restorasyon Süreci
Ömrünü kitaplara ve geleneksel cilt sanatına adayan İSAR mücellidi Muharrem Kalenci, meslek hayatı boyunca kendisini en çok zorlayan çalışmanın, Osmanlı döneminde askeri okullarda ders kitabı olarak okutulan bir hukuk kitabı olduğunu belirtiyor. Eserin bir tarafının tamamen harap olduğunu ve adeta toz haline geldiğini ifade eden Kalenci, bu kitabın restorasyonunun tam 6 ay sürdüğünü dile getiriyor. Kalenci'ye göre restorasyon süreci, eserin mevcut hasar tespitinin yapılması, ihtiyaçlarının belirlenmesi ve uygun malzemelerin temin edilmesiyle başlıyor.
Hassas restorasyon aşamalarını aktaran usta mücellit, sürecin işleyişini şu sözlerle özetliyor: "Eğer kitabın yapısı gerektiriyorsa eser tamamen sökülüyor, formaları tek tek temizleniyor ve kağıt restorasyonu gerçekleştiriliyor. Temizlenen kağıtlar yeniden dikilerek metin bloğu haline getiriliyor. Ardından kapak kısımlarındaki hasarlar gideriliyor ve son aşamada bu kapaklar esere monte edilerek süreç tamamlanıyor." Restorasyon dünyasındaki felsefi tartışmalara da değinen Kalenci, yapılan müdahalenin görünür olup olmaması konusunda farklı ekoller olduğunu, kendisinin ise kitabın durumuna göre her iki yöntemi de harmanlayarak uyguladığını belirtiyor.
Geleneksel "Deri Tıraşı" Yöntemiyle 500 Yıllık Dayanıklılık
İSAR Mücellithanesi'nin temellerinin 2017 yılında atıldığını ifade eden Muharrem Kalenci, buranın sadece bir restorasyon merkezi değil, aynı zamanda köklü bir geleneği geleceğe taşıyan bir eğitim yuvası olduğunu vurguluyor. Şu anda üç farklı grupta öğrencilere eğitim verdiğini belirten Kalenci, bu sanatı yeni nesillere aktarmanın en büyük gayesi olduğunu söylüyor. Kütüphanedeki eserlerin büyük oranda bağış yoluyla toplandığını aktaran Kalenci, son olarak Prof. Dr. Hayrettin Karaman'ın şahsi koleksiyonunu vakfa kazandırdığını ve bu eserlerin tasnif çalışmalarının sürdüğünü belirtiyor.
Restore edilen kitapların ömrünü uzatmak için hocası İslam Seçen'den öğrendiği geleneksel yöntemleri uyguladıklarını belirten Kalenci, "deri tıraşı" tekniğinin önemine dikkat çekiyor. Batı tarzı ciltlerde kullanılan derilerin zamanla kuruyup kopabildiğini, geleneksel yöntemde ise derinin "bıçkı" adı verilen özel bir aletle mermer üzerinde ıslatılarak tıraş edildiğini ifade ediyor. Bu işlem sayesinde derinin özü kalıyor, içinde zararlı böceklerin barınması engelleniyor ve böylece restore edilen bir eserin ömrü en az 500 yıl daha uzatılmış oluyor. Kalenci, her kurtarılan eseri bir hastanın şifa bulması gibi gördüklerini ve olası bir felakette insanlığın ortak mirasını ayakta tutma sorumluluğuyla çalıştıklarını ifade ediyor.
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!